Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#51
Thomas, Kutay'ın da söylediği gibi Barış'ın yakın bir dostu olduğunu ancak onunla kişisel bir yakınlığı olmadığını söylemişti. Kapüşonlu adamın söylemi üzerine kılık değiştirdiğini, saçını boyattığını, göz renklerini değiştiren bir lens taktığını söylemişti. Sonra da Mabi'ye dönerek onu kandırdığı için özür dilemişti. "O zaman ismin de Thomas filan değil. Belçikalı da olmadığına göre... Her şeyin baştan sona yalandı ve bunu hiç açıklamadın." Bok ona ne amaçladığını sorduğunda Kutay ile yakınlık kurduğunu, Barış onu tanımasına rağmen bunu gizli tuttuklarını, ilk başlarda Barış Kutay'ın planını desteklese de fikirlerinin zamanla değiştiğini, tüm bu süreçlere tanıklık ettiğini anlattı. Söylediğine göre Barış'ın kendi planını ise o desteklemiyordu. Kendisi için kötü bir durum yoktu planda ancak Ingenium halkına ne olacağının meçhul olduğu bir plandı. Barış elbette bunu onlara söylememişti. Thomas ne olursa olsun ikisini de durduracağına ancak onları öldüremeyeceğine dair sıkmaya başlamıştı bir şeyler. Livei can sıkkınlığıyla gözlerini devirdi. "Biz öldürürüz, merak etme sen."

Thomas tam Barış'ın planını anlatmak üzere lafa girmişti ki bir ışınlanma sesi işitildi. Livei sesin geldiği yöne başını çevirdiğinde Elion'u gördü. Cebinden bir silah çıkararak Thomas'a doğrulttu. Elion kendi fikrinin değerlendirilmesini talep ediyordu. Fikri ise bu Dünyalıların hiçbirisine güvenmeyip hepsini öldürmekti. Sürekli birbirlerini suçlayıp onları yollarından alıkoyuyor, hedef şaşırtıp dikkatlerini dağıtıyorlardı sonuçta. En güvenilir Dünyalı olan Max'in bile yalan söylediğini ve beceriksizliğini de göz önüne almalarını istemişti. Hiçbir Dünyalının Ingeniumluları önemseyerek hareket edeceğine inanmıyordu ve Livei de bu fikre her geçen dakika daha çok inanmaya başlamıştı. "Tek ayaklarının üzerinde aylarca hatta yıllarca bize binbir yalan sıkıp sonra da af dileniyorlar. Utanmaz arlanmaz şerefsiz bok parçaları." Bok'a döndü. "Sen üzerine alınma aşkım." Mabi, Elion'dan silahını indirmesini ve sakinleşmesini talep etmişti. Konuşulması gerektiğine inanıyordu. "Konuşmaktan ne fayda gördük ki? Her dakika yeni birisinin yalan söylediğini öğreniyoruz. Dostum diye bağrına bastığın adamın gerçek adını bile bilmiyorsun. Bu zamana kadar bir sebebi olmadan yalan söyleyen bir adamın bu dakikadan sonra söylediklerine mi inanacağız? Şimdiye dek onlarca fırsat çıkmışken ve biz çaresizce yardım dileniyorken neden gerçekleri anlatmadı? Çünkü dağa girmenin bir yolunu arıyordu. Ona o yolu biz açtık. Bizdenmiş gibi davranırsa çok sevdiği Barış'ını bulabilecekti kolayca. DOSTLUĞUMUZU KULLANIP KENDİNE ÇIKAR SAĞLADI."

Öfkesini dizginlemeye çalışarak omuz silkti ve Elion'un yanına geçti. "Ben Elion'un tarafındayım. Bu götler hiçbir zaman bizden yana olmayacaklar. Sadece kendilerini düşünüyorlar. Bir yavşak güç ve itibarını, bir yavşak kendi elleriyle geberttiği karısını, diğeri de dostunu önemsiyor sadece. Ettiği lafa bak. Odaya kapatırmışmış da kendini onu öldürmeye getiremezmiş. Siktir lan oradan. Amcık herif. Sen bizimle kafa mı buluyorsun? Birlik olup kaçma planınız suya düştü diye şimdi burada bize sıkarsan işe yarayacağını mı düşündün? Seni de, Barış'ını da, kahpe Kutay'ı da, kapüşonlu dediğiniz herifi de, Hiperyus'u da, karanlık Kutay'ı da hepsini tek tek sikeceğim. Yarrak kafalılar sizi. O DAĞI ALIP KOMPLE GÖTÜNÜZE SOKACAĞIM."
Image
► Show Spoiler

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#52
Thomas'ın bir anda panik moduna geçişini izliyorsunuz hepiniz. Ellerini uzatıyor ve Livei'ye doğru bağırıyor. "DUR! Sakin ol, lütfen. Her şeyi açıklayacağım. HER ŞEYİ ZATEN AÇIKLAYACAKTIM! BU OROSPU ÇOCUĞU GELDİ DİYE AÇIKLAYAMADIM!" Elion ise dibine kadar gelmiş olan Mabi'yi ittirmeye çalışıyor ve "SENSİN LAN OROSPU ÇOCUĞU! SENSİN!" diye bağırıyor tükürüklü tükürüklü. Thomas ise "Livei, bak-" derken Elion "BENİMLE KONUŞUYORSUN LAN!" diye bağırıyor. Thomas ise bir süre duraklıyor, yere bakıyor ve bir anda gözlerini kaldırıp "Seninle mi konuşayım Elion? Konuşayım, tamam. Sana çok güzel bir soru soracağım o halde. Kabul mü?" diyor. Elion ise "Ya bir siktir git-" derken Thomas bir anda bağırıyor. "NEDEN BURAYA İLK GETİRİLDİĞİMDE BARIŞ'IN YANINDA SENİ GÖRDÜM LAN DÜNYADA?!"

Sessizlik.

Elion gülümsüyor. "Sen hayatımda gördüğüm en aciz, en beş para etmez orospu çocuğusun biliyor musun?" diyor ve Mabi'yi tekrar ittiriyor. "Seninle ilgili gerçeği bilmiyorlar diye yalan atıyorsun millete. Ama merak etme, birazdan ben açıklayınca her şey rayına oturacak." Thomas ise tekrar sesini yükseltiyor. "Ben açıklayacaktım zaten amına kodumun çocuğu seni! Kendi günahlarımı da söyleyecektim hepsine! Ben mutlu muyum sanıyorsun yaptıklarımdan?" Elion gülümsüyor, gülümsemesi bir süre sonra kahkahaya dönüşüyor. Mabi'yi ittirmeyi bırakıyor ve yerinde durmaya başlıyor. "Tamam Thomas ya. Açıkla bakalım, ben de duyayım ki manipülasyon sıkıştırırsan araya düzelteyim." Thomas ise "Şuraya oturalım-" derken Elion sözünü bölüyor ve "Sana rahat ortam ayarlayacak kadar sabrımız kalmadı Thomas, ne anlatacaksan anlat." diyor. Thomas ise derin bir iç çekiyor ve devam ediyor. "Önce Barış'ın planını mı duymak istiyorsunuz, yoksa benim başımdan geçenleri mi?" diye soruyor. Soruya direkt Bok atılarak cevap veriyor. "Barış'ı anlat önce." Thomas her şeyi anlatmaya devam ediyor.

"Barış'ın planını anlamak için önce boyut teorisini ve evrenlerin nasıl çalıştığını öğrenmemiz gerekiyor. Bilim adamı değilim, konuyu da tam anladığımı söyleyemem ama bildiğim ve anladığım kadarıyla anlatacağım size. Düşünün ki sizin şu anda yaşadığınız gerçeklik bir boyut. Örnek olarak da Barış ve Kutay'ın deliğe düşmeden önce yaşadığı gerçekliği ele alalım. Deliğe düşmeleriyle yeni bir boyuta geçiş yaptılar, ama bu noktada ilginç, anlam verilemeyen bir durum yaşandı. İlk gerçekliklerinde bulunan Barış ve Kutay yok oldu, yokluğa karışıp gittiler ve onlardan bir daha haber alınamadı. Barış ayrı bir boyuta gitti, veya gönderildi desek daha iyi olur çünkü bu onun kontrolünde değildi, Kutay'ın gönderildiği boyut ise burası. Ingenium'un yaratıldığı boyut." Size tüm bunları anlamanız ve sindirmeniz için biraz süre veriyor ve devam ediyor. "Başta bu boyutları ağaç modeli üzerinden değerlendiriyorlardı. İlk boyuta A diyelim. Barış B'ye, Kutay ise C'ye gitti diyelim. Kutay tekrardan A'ya dönmek istedi, orada eski benliğini bulabileceğini düşündü. Kendini de buldu aslında, ama sonradan fark etti ki bu A boyutu değildi, A1 boyutuydu. Aynı şekilde Barış'ı da kurtarmak istedi, ama tekrardan oraya gittiğinde ne A'ya, ne de A1'e gidebildi, gittiği boyut A2'ydi. Yani her boyutlararası yolculuk yapıldığında yeni bir boyutun açılmasına sebep oluyorsun. Ağaç dalları değil, arada bağlantı yok. Orijinal boyuta geri dönemeyeceklerini anladı yani."

Yeterince açık anlatıp anlatmadığını ölçmek için yüz ifadelerinize bakıyor ve devam ediyor. "Barış'ın amacı A boyutuna gitmek. Ve bir yolunu bulduğunu iddia ediyor. Ama planında büyük bir sorun var. Eğer A boyutuna geri dönerse veya dönmeyi başarırsa A boyutundan sonra açılmış bütün boyutlar yok olacak. Bu A1, A2, B ve C boyutlarının yok olacağı anlamına geliyor. C sizin boyutunuz, ve Barış başarılı olursa siz de C ile yok olacaksınız." Elion öfkeli bir yüz ifadesiyle etrafına bakıyor. Thomas'ı dinlemeye devam ediyor. "Kendisiyle alakası olmayan bir boyutlar bütününde bunu test ettiğini söylüyor Barış. Üç boyut ilerlediğini, birinci orijinal boyuta dönüş yaptığını ve bu boyuta geldiğinde diğer iki boyutun tamamen yok olduğunu söylüyor. Şu an bulunduğumuz C boyutuna bile dönüş yapabildiğini, ve böylece ilk açtığı o yedek boyutun da yok olduğunu söylüyor. Maalesef deneyleri sonucunda o boyutlarda yaşayan insanlar için de hayatı bitirmiş oluyor, siz hissetmeyeceksiniz gibi bir durum yok. Boyutunuzun yok olması demek yok olmanız demek. Bunu hissedip hissetmemenizin bir önemi olduğunu sanmıyorum, sonuçta yok olacaksınız."

Thomas önüne bakıyor ve devam ediyor. "Kutay artık Barış'ın küçükken tanıdığı, bu hayalleri destekleyecek ve onunla birlikte her şeyin eskisi gibi olacağı o günlere dönecek bir adam değil. Megalomanyak, kurduğu, inşa ettiği tüm bu şeyleri geride bırakmak istemiyor. O artık kendi tanımıyla tanrı katına ulaşmış bir kişi ve böyle dünyevi amaçlara sahip değil. Daha fazla gözlemek istediğini, günün sonunda da daha büyük şeyler yapmak istediğini söylüyor. Fikir ayrılığına düşmelerinin en büyük sebebi de bu. İkisi de kendinden başka kimseyi düşünmüyor. Yetişkin vücudunda bencil çocuklar." Thomas, kısa bir süreliğine duruyor ve havaya bakıyor. "Beni bu boyuta getiren kapşonlu adamın ne amaçladığını bilmiyorum. Yalan, saklama, ihanet gibi bir amacım yok, GERÇEKTEN bilmiyorum arkadaşlar. Bilmiyorum. Bana hiç söylemedi, benimle hiç uzun uzun konuşmadı ve beni bu boyuttaki Dünya gezegenine getirdikten sonra da bir daha benimle iletişime geçmedi. Onunla ilgili bir teorim var sadece." Boğazını temizliyor ve gözlerini Elion'a dikerek konuşmaya devam ediyor. "Hiçbir zaman bana yüzünü tam anlamıyla göstermedi ama gördüğüm kadarının Kutay'a çok benzediğini düşünmüştüm. Orada bulunduğum dönemlerde Kutay'ın laboratuvarında kendisine benzeyen bir adamı tuttuğunu konuşuyorlardı. Sonra da bu adamın kaçıp gittiğini. Malum A1 örneğini verdim. Bence kapşonlu adam A1 boyutundaki Kutay. Ama ne yaşadı da boyutlararası seyahat edebilecek kadar güç kazandı bilmiyorum. Hem de tezimizi çürütüyor, değil mi? O kapşonlu adam ve Barış orijinal boyutlara dönebiliyorlar, ama Kutay dönememişti."

Thomas gözlerini kapatıyor ve son sözlerine başlıyor. "Size yıllar boyunca dert olmuş bir şey var, ve bu şeyin var olmasının en büyük sebeplerinden biri benim." diyor. Elion ise "İcat ettim demiyor da." diye araya giriyor. Thomas ise vurgulayarak, sertçe "İcat ettim." diyor. "Ben..." Thomas kendini zorluyor ve sonunda söylüyor. "Snapshotların var olma sebebiyim." Elion gülümsüyor ve keyifli bir şekilde Thomas'ı dinlemeye devam ediyor. "Sizin Üçüncü Kıta olarak, bizim ise İlk veya Birinci Kıta olarak bildiğimiz kıta üstünde çalışıyorduk, o zamanlar Barış da ben de Zengin Co'nun çalışanları olarak orada bulunuyorduk. Barış benden daha üst rütbeliydi, Kutay'ın sağ kolu gibiydi. Ingenium'un ne olduğunu henüz tam olarak anlamadığım bir dönemdi, bana sürekli 'düşmanlarımız var, onları yenmemiz lazım' deniyordu, daha önce hiç böyle bir konsepti görmediğim ve duymadığım için ben de inanıyordum. Sorgulamıyordum. Bir gün Barış ile birlikte kıtaya saha araştırması için iniş yaptık, o zaman orada büyük bir topluluğun var olduğunu gördüm." Thomas, gözlerini Bok'a çeviriyor ve "Senin gibi görünen insanların bulunduğu bir topluluktu." diyor. "O zamanlar bana onların düşman olduğunu o kadar derinlemesine aşılamışlardı ki, görünmez bir şekilde sokaklarında yürürken kendi kendime anlamlandırmaya çalışıyordum, bu insanlar neden bizi öldürmek istiyorlar diye. Ve bu saha araştırmalarında bir gün bu topluluğun belli bir güce sahip olduğunu gördüm, bana Barış gösterdi. Bu güce bizim de ihtiyacımız olduğunu söyledi, ama Dünya'da bu güce sahip olmak için herhangi bir deney yapıldığında insanların ölümüyle sonuçlandığını söyledi. Enjeksiyon ile elde edilebilen bir güç değildi yani. Ben..."

Thomas'ın az da olsa hüzünlendiğini görüyorsunuz. "Tüm bunlardan önce... fotoğrafçılıkla uğraşıyordum. Bilmiyorum, o an aklıma geldi ve tamamen espri olsun diye keşke fotoğraflarını çekip de klonlayabilsek bu adamları gibi bir laf ettim. Tabii siz anlamayacaksınız bu terimi ama bizim bilim kurgu filmlerimiz var, tam onlardan çıkma bir fikirdi, gerçek olmasının mümkün olmadığını düşünüyordum. Barış ise bana kafasında ampul yanmışçasına bakmıştı bu cümleyi kurduktan sonra. O an çok şaşırdığımı hatırlıyorum, nasıl bunun yapılabileceğini düşündü ki demiştim. Birkaç gün sonra proje üstünde çalışmaya başladılar ve beni projenin başına geçirdiler. O gün teknolojik olarak ne kadar gelişmiş, ne kadar eski boyutumdan uzak ve farklı bir yerde olduğumu anlamıştım. Projeyi tamamladık, o kıtada bulunan çoğu yetenekli güç sahibi insanı aldılar ve snapshot teknolojisi ile klonladılar. Sonra da..." Gözleri doluyor ve dizlerinin üstüne çekiyor. "Tüm kıta halkını yerle bir etmek için kullandılar. O kadar kontrolsüz güç kullandılar ki amaçlarına ulaşamadılar bile. Barış ile uzaktan her şeyi izlemek zorunda kaldık. Çocuk, kadın, erkek demeden her birinin ölümünü teker teker izlemek zorunda kaldım. Bu sahneyi görmeyi hak ettim, sonuçta bu sahneyi mümkün kılan kişi de bendim." Yaklaşık bir dakika kadar sessiz kalıyor. Son olarak ayağa kalkıyor ve önce kendi cebindeki tabancayı çıkarıyor, sonra da Livei'ye doğru yürüyüp tabancayı ona uzatıyor. "Şimdi. Her şeyi öğrendiğinize ve artık ortada saklanan bir şey kalmadığına göre, al bunu." diyor. "Ya beni bağışla ve yok olmamanız için elimden geleni yapayım, ya da beni öldür. Ben olmadan da yapabilirsiniz, ben etkili bir eleman değilim artık. Günahlarım senin elinde."

Elion kahkaha atıyor ve alkışlamaya başlıyor. "Hayatımda böyle kaliteli yazılmış bir tiyatro izlememiştim, teşekkürler Thomas." diyor. Thomas ise öfkeli bir yüz ifadesiyle Elion'a bakıyor. Elion Mabi'yi geçmeye çalışırken Thomas ile konuşuyor. "Beni Barış'ın yanında gördüğünü söylemiştin. Neden beni orada gördüğünü unuttun galiba. Çünkü gerçek beni öldürdünüz ve yerine şu anki beni koydunuz. Ben senin eserinim, bunu unuttun galiba!" Thomas'ın bir anda gözleri faltaşı gibi açılıyor. "Ne diyorsun lan sen? Sen kafayı mı yedin?" Thomas hızla Livei'ye çeviriyor gözlerini. "Senin elinde ölmekle bir sorunum yok, ama bir yalancı olarak ölmeyeceğim. Yalan söylüyor, Elion'u ilk orada gördüm, böyle bir şey yaşanmadı. Yalan söylüyor." diyor. Elion ise "Beni tüm yalanlarınıza inandırdınız, sonra gerçeği öğrendiğimde de beni öldürdüğünüzü sandınız ama ben kaçtım. Yıllar boyunca Ingenium'un en boktan sokaklarında yaşadım, Mavi Yıldız'ın başına geçtim, seni de onları da yıllar boyunca takip ettim ve bu noktaya geldik. YALAN MI?!" diyor. Thomas ise "YALAN!" diye bağırıyor. Thomas artık o kadar strese giriyor ki kendinde bile değil gibi. Tekrar dizlerinin üstüne çöküyor ve "Ben yapmadım, ben böyle bir şey yapmadım." diyor. Artık Bok bile bu duruma dayanamıyor ve Thomas'ın yanına gidiyor. "Abi-" derken Thomas bir anda yıkılıyor. Yıkılmakta olan Thomas'ı Bok son anda yakalıyor ve "Hassiktir, bayıldı. Ya Elion..." diyor ve Thomas'ı yere yavaşça yatırıp ayağa kalkıyor. "Söylediklerinin doğruluğunu kanıtlayabilir misin?" Elion yine kahkaha atıyor ve "Ya Bok, Dünyalıların hiçbiri söylediklerini kanıtlayabildi mi? Size elle tutulur bir kanıt sundu mu kimse? Max size Dünyanın ne olduğunu anlatırken alın bu da şeması dedi mi? Saçmalama lütfen şurada bana." diyor. Sonra da Livei'ye dönüyor ve "Adaletli biri olduğum için..." deyip silahını yere fırlatıyor. "Kararı sana bırakıyorum. Öldüreceksen öldür, tutacaksan tut ama bundan sonra, ve bunu hepinize söylüyorum, Dünyalı olduğunu söyleyen kimseye güvenmeyin. Gördüğünüz gibi işlerine gelene kadar hep sır saklıyorlar." Elion, sinir olup hafifçe iç çekiyor ve biraz sakinleştikten sonra "Bakın Thomas'ın sizi çekip vuracağını düşünmüyorum ben. Ama dürüstlük istiyorum. Bundan sonra bize yalan söylenmesini ya da bir şeylerin söylenmemesini istemiyorum. Her şeyi duymak istiyorum ve bize her şeyi olduğu gibi söylemeyen insanların burada barınmasını istemiyorum." diyor. Böylelikle söz size kalmış oluyor, geriye söylenecek söz kaldıysa tabii.

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#53
Livei'nin, Elion'un tarafına geçmesiyle birlikte kendimi geriye doğru çektim. Hangi arada kalmam gerektiğini bilmiyordum. Bir yanda, her şeyimizle başından beri mücadele ettiğimiz, bir çok sevdiğimizi beraber kaybettiğimiz yol arkadaşlarım ve bir diğer yanda, bizi yıllarca kandırmış ama yanımızda olmuş bir adam vardı. Her şeye rağmen, onu dostum, kardeşim bilmiştim ve şimdi, bütün bunların yalan olduğunu öğrenmiştim. Belki duyguları gerçekti, belki de onlar bile değildi. Gerçek kimliği ile bu duyguların hiçbirini yaşamamış, sadece Thomas olarak yaşatmış olabilirdi. İpin ucunun kaçtığı bir meselenin ortasında kalmış olmak, ani bir hareket yapmama engel oluyordu. Hızlı bir karar vermenin şuanda uygun olmadığının farkındaydım, iyi bir analiz yapmam gerektiğini düşünüyordum. Gerçi, ortada tam olarak analizlik bir durumun kaldığını da sanmıyordum. Thomas'tan bildiği şeyleri öğreniyorduk, bu bilgilerden sonra ona tekrardan güvenebilir miydik, bize bir yalanı yaşatmasına izin verebilir miydik, emin değildim. Bunu ben kabul etsem bile, her şeye rağmen, onu bu haliyle kabul etsem bile, ekibimin kalanı kabul edebilir miydi, bilmiyorum. Muhtemelen etmeyeceklerdi. İçimden gelen bir hissiyat, bunu benim de kabul etmeyeceğimi söylüyordu.

Thomas, kendini açıklamak için direnirken, Bok'un talimatıyla birlikte önceliği Barış'ın planına vermişti. Bu noktada, hiç duymadığım bilgilerin varlığı ortaya çıkıyordu. Boyut teorisi ve evrenler denilen olay. Thomas da bilim adamı olmadığı için, çok daha basit bir şekilde anlatmıştı bu iki konsepti. En azından, hepimizin anlayabileceği bir şekilde özet geçmeyi başarmıştı. Bu noktada, boyut değiştirdiği zaman, aslında aynı boyuta değil, başka bir alternatif boyuta geçiyordu. Her ne kadar Boyut 1 olsa da, o aslında Boyut 1.1 gibi değerlendiriliyordu. Bu sebeple, Barış kendi boyutuna, asıl ait olduğu o boyuta gitmek istiyordu. Tüm planını bunun üzerine kurmuş olmalıydı. Ancak bu planın asıl problemi, buraya dönmeyi başarır ise, var olmuş diğer boyutlar yok olacaktı. Bu da, bizim tamamen yok olacağımız anlamına geliyordu. Muhtemelen, bu bir ölüm bile olmayacaktı, bir anda tüm tarihten silinecektik. Hatta, belki Barış'ın anılarından bile silinebilirdik, nasıl olsa, hiç var olmamış olacaktık, değil mi?

Kutay ise, bu hayalleri destekleyecek kişilikte birisi değildi artık. İnşa ettiği, kurduğu, uğruna çaba gösterdiği şeyleri terk etme planı, Kutay gibi bir karakter için uygun değildi. Kendisini Tanrı olarak görmesinden kaynaklı, dünyevi amaçların peşinde koşmuyordu. Bu sebeple, fikir ayrılığına düşmüşlerdi. İkisi de sadece kendini düşünüyordu, Thomas'ın özetlediği gibi. Thomas'ı bu boyuta getiren kapşonlu kişinin ne planladığını bilmese de, Kutay'a çok benzediğini düşünüyordu. Kutay'ın laboratuvarında kendisine benzeyen bir adamı tuttuğu yönünde söylentileri duymuştu, bu adamın kaçıp gittiği söylentisi de gelmişti tabi. Kapşonlu adamın, diğer alternatif boyuttaki Kutay olduğunu düşünüyordu. Haklı olabilirdi, ne de olsa o alternatif boyutta farklı birisi olmalıydı kendisi. Belki de, alternatif boyutlar içerisinde bizler bir şekilde var olmuş olabilirdik. Acaba, başka bir Mabi nasıl olurdu, merak etmiyor değilim.

Thomas, bir diğer itirafını ağzından çıkarmaya başlamıştı. Snapshotların var olma sebebinin kendisi olduğunu söylüyordu. Üçüncü Kıta üzerinde çalıştıkları zaman, Bok'a benzeyen insanların bulunduğu bir topluluğun mevcut olduğunu söylüyordu. Bir araştırma sırasında, bu topluluğun belli bir güce sahip olduğunu Barış'ın göstermesi sayesinde öğrenmişti. İşte o zaman, zaten fotoğrafçılık ile uğraşan Thomas, bir anlık fikriyle fotoğraflarını çekip klonlayabilecekleri yönünde laf etmişti. Olay burada kopmuştu, boş bir laf gibi gözükse bile, Barış'ın gözünde dolu bir fikirdi. Birkaç gün sonrasında bunu bir projeye çevirmişler ve Thomas'ı da projenin başı yapmışlardı. Kıtadan birkaç güçlü kişiyi alıp klonlamışlar ve kıtayı yok etmek için onları kullanmışlardı.

Thomas, kendi günahlarını birer birer döktükten sonra Livei'ye silahını uzatmıştı. Artık onun ölüm kararını vermek, Livei'ye kalmıştı. Tüm konuşacakları bittiğinde ise, Elion söze girmişti. Yine Thomas'a inanmıyordu, onu haksız da bulmuyordum. Yaşadıkları kolay şeyler değildi. Elion'un söylediklerine göre ise, tüm yalanlarına onu inandırmışlar, gerçeği öğrendiğinde ise öldürmeyi denemişler, ancak kaçmayı başarmış. Mavi Yıldız'ın başına geçip, yıllar boyunca onları takip etmiş. Thomas ise, tüm bunlara cevap olarak, sadece yalan olduğunu haykırıyordu. Öylesine bir haykırıştı ki, bayılmıştı. Bok, bu söylenenlerin bir kanıtı olup olmadığını sorduğunda, Dünyalıların bir şey kanıtlayıp kanıtlamadığını sorguluyordu. Elion haklıydı.

Elion'un konuşmaları bittiğinde, kollarımı göğsümde kavuşturdum. "Thomas artık güvenilecek birisi değil." dedim. Bunu söylüyor olmak, belki de en çok bana ağır geliyordu, ancak doğruydu. Sırf Dünyalı olduğu için, yanımızda durduğu ve bize bilgileri açtığı için ona güvenebileceğimizi düşünmek artık saçmalıktan ibaretti. Ne zaman rol keseceğini, ne zaman ne yapacağını bilmiyorduk. "Yıllarca bizi farklı bir kimlik ile kandırmış birisine güvenmek bize tehlikeden başka bir şey getirmeyecektir. Onu yanımızda tutmak, alacağımız büyük bir riskten ibaret olacak." Ağzımdan çıkan her bir kelime, sanki boğazımı parçalıyor gibi hissediyordum. Kardeşim dediğim birisi hakkında bir gün böyle konuşacağımı tahmin etmezdim. Tahmin etmek bir yana, böyle konuşmayı hiçbir zaman istemezdim.

"Elion'un söyledikleri doğru mu, bilmiyorum." Alınmaması için, bir elimi havaya kaldırdım avuç içimi göstererek. "Alınmaca yok. Ancak dediğim gibi, artık Thomas güvenilir birisi değil. Eğer onu infaz edeceksek, en azından bunu ben yapmak isterim. Son nefesini benim ellerimde vermesi daha uygun olacaktır." Kafamı, gökyüzüne doğru kaldırdım. Yapabileceğim en onurlu hareketlerden birisi, Thomas'a onurlu bir ölüm sunmak olabilirdi. En azından, son gururunu yaşamasını isterdim. Onursuzca, gurursuzca ölmesi, bütün hayatım boyunca taşıyacağım bir vicdan olurdu. "Barış'ın da planlarını öğrendiğimize göre, sanırım onu iyileştirmeye çalışmak yapacağımız en büyük kötülük olacak kendimize. Bir an önce geri dönüp, tedavisi bittiyse bile kaçamayacak duruma getirmeliyiz diye düşünüyorum. Aynı şekilde, Thomas'ın durumunu da biraz erteleyebiliriz isterseniz. Onu da, bir yere kaçamayacak şekilde geri götürelim ve Barış ile hızlıca ilgilenelim derim. Yoksa başımıza çok büyük işler açacak, bize yardım etmiyor, bizi maşası yapmaya çalışıyor. Belli oldu." Dedim. Bir an önce, Barış'ı yok edeceğimiz bir planı işleyip, düşmanımızı tek kişiye düşürmeliyiz.
► Show Spoiler
Image
GERIR BIREJ
Image
Image
image

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#54
Livei'nin sinir krizi geçirmesiyle birlikte her şey çorap söküğü gibi gelmişti. Elion ile Thomas, belli bir geçmişleri var gibi konuşuyorlardı. Thomas, Dünya'ya ilk "getirildiği" anda Barış'ın yanında Elion'u gördüğünü atmıştı ortaya. Tüm bakışlar Elion'a dönmüştü bunun üzerine. Livei de onu laboratuvar önlüğü ile gördüğünü hatırlıyordu. Elion ise whataboutism yaparak Thomas hakkında gerçeklerin dökülmesini talep etmişti. Bunun üzerine Thomas bir anda her şeyi anlatmıştı. Barış'ın planından önce evrenlerinin temelde nasıl işlediğini anlatmıştı. Söylediğine göre evden boyutlar vardı. Birden fazla. Farklı bir boyuta gidildiği anda geri dönmek mümkün değildi. Değişim oluyordu. Geri döndükleri boyut eski boyutun bir başka versiyonu oluyordu. Yapılan her yolculuk yeni bir boyut açıyordu. Ancak Barış her nasılsa geri dönmeyi başarmıştı. Amacı da bu ana boyuta geri dönmekti. Ancak geri döndüğünde oluşmuş olan diğer boyutlar yok olacaktı. Böylece her şeyi sıfırlayacaktı. Tüm o günahlar, kahpelikler yaşanmamış olacaktı. Elini kana bulamamış olacaktı. Kendi elleriyle geberttiği karısını nefes alıyor bulacaktı. Çocukları hiç var olmamış olacaktı. Ingenium hiç var olmayacaktı. Ve böylece vicdan azabı çekmeden huzurla eski hayatını yaşayacaktı ha... Onları umursamadan. Ne güzel ne ala memleket! Kendi başlarına ne geleceği meçhuldü. Var olmayacaklardı ki? Boyutları kapanınca ölecekler miydi? Nasıl olacaktı? Bunu kendilerine nasıl hak görebilirdi? Muhtemelen zaten var olmamaları gerektiğini düşünüyordu bencil herif. Kendisinden başka hiç kimse umurunda değildi. Artık iş işten geçmiş, ok yaydan çıkmıştı. Öylece yaşananların silinmesine izin vermeyecekti, asla.

Thomas'ı bu boyuta kapüşonlu olan adam getirmişti. Her nasıl yapıyorsa o boyutları bozmadan yolculuk edebiliyordu. Thomas onun ne amaçladığını bilmiyordu ancak Kutay'a olan benzerliğini düşününce onun yeni açılan boyutlardan birindeki Kutay olduğunu düşünüyordu. Tüm bu güçlere nasıl erişmişti orası belirsizdi. Kutay Zengin'in yapmayı başaramadığını o nasıl başarmıştı? Belki de Kutay Zengin o kadar burnu götünde bir adamdı ki yeterince denememişti bile. Muhtemelen böyleydi. Sonrasında Thomas günahlarını itiraf etmişti. Snapshot üreten cihazı kendisinin icat ettiğini söylemişti. Bu elbette şok ediciydi. Bunca zaman snapshotlar yüzünden canları yanarken Thomas onlara hiçbir şey söylememişti, hiç mi vicdanı sızlamamıştı? Atom enerjisi gücüne erişemeyince onları klonlamaya karar vermişlerdi. Fikir ise... fotoğrafçı olan Thomas'tan üremişti. Üçüncü Kıta da böyle yok edilmişti. Snapshotları elde edildikten sonra o kıtadaki insanlardan kurtulmaya karar vermişlerdi. Bu kadar utana sıkıla söylemek istemedikleri gerçek buydu. Thomas tabancayı kendisine doğru uzatmıştı. Livei bir çırpıda ellerine aldı silahı. Artık günahları itiraf edildiğine göre ölebileceğini düşünüyordu ve onların elinde can vermek istiyordu.

Elion ise... Tüm bunların tiyatro olduğunu iddia etmişti. Onu Barış'ın yanında görmesinin sebebi Elion'u snapshot yapmalarıydı iddialarına göre. Ancak Thomas bunu kabul etmiyordu. Hatta o kadar kabul etmiyordu ki bir yalancı olarak ölmeyeceğini haykırarak bayılmıştı stresten. Silahını yere fırlatarak kendisine dönerek kararı ona bırakmasını söylemişti. "Haklısın." dedi Livei. "Ben de dürüstlük istiyorum." Mabi, Thomas'ın öldürülmesi gerektiği kararındaydı. Bunu yapacak olanın da kendisi olması gerektiğini düşünüyordu. Thomas ile en derin bağa o sahip olduğu için Livei silahını ona uzattı. "Sen bilirsin." dedi duygusuz bir tonda. "Ama Thomas'ın bu şekilde ölmesine benim de gönlüm razı gelmez. Her ne kadar söylediği yalanlar ve sakladıkları beni tiksindirse de..." Elion'a döndü. "Sen söylediklerinde dürüst müsün? Daha önce seni laboratuvar önlüğü ile yüksek rütbeli bir araştırmacı olarak Dünya'da gördüm. Bunu sana söylediğimde aklının karışık olduğunu, anılarından emin olamadığını söyledin. Thomas hakkında söylediklerinden yüzde yüz emin misin? Gerçekten artık kimsenin bir şey saklamasını istemiyorum." Tekrar Mabi'ye döndü. "Thomas'ın bir şey yapacağını sanmıyorum o yüzden onun faturasını sonra keseriz. Öncelikle Barış'ı durduralım. Şu zamana kadar yaşadıklarımdan bir şey öğrendiysem çoktan gerçekleri öğrendiğimizi anlayıp hastaneden tüymüştür. Leşi köpeklere yedirilmeyi hak etmesine rağmen onu hayatta tutmaya çalıştığımız için yüzü bile kızarmaz o şerefsizin. Onu hemen bulup gereğini yapmalıyız. İstersen sen önden hastaneye git hemen. Ben de Elion ile konuşup arkanızdan gelirim." Eğilip Elion'un yere fırlattığı silahını aldı. Bir kez daha ona döndü. "Sana güvenmek istiyorum Elion. Bu duygumun istismar edilmesine tahammülüm kalmadı artık. Son kez soracağım, tamamen dürüst müsün? Thomas'ın artık bu dakikadan sonra tekrar yalan söyleyeceğini düşünmüyorum. İkinizin dedikleri birden doğru olamaz. Ya da boyutlarla ilgili bir durum mevcut yine. Her gün yeni terim giriyor literatürüme aq Dünyalıları sayesinde."
Image
► Show Spoiler

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#55
Elion, Livei'nin söylediklerini dinlerken gözleri faltaşı gibi açılıyor. Ağzını açacakken Livei Şapkalı ile ilgili konuşmaya başlıyor, o yüzden sorusuna cevap vermek için biraz bekliyor. Ama bu süreçte gözlerini Livei'den ayırmıyor. Sıra sonunda ona geldiğinde yutkunuyor ve "Bir süredir bu konuyu düşünüyorum." diyerek başlıyor. Yere çöküyor ve "Hafızamda bozukluklar olduğunu söylemiştim, evet. Ben..." diyor ve yine duraksıyor. "Hem anılarımla oynadıklarını, hem de size sahte görüntüler gösterdiklerini düşünüyorum. Yaşadıklarımı, kişiliğimi, kimliğimi değiştirmeye çalışıyorlar. Beni kötü bir insanmışım gibi göstermeye çalışıyorlar. Yanınızdaki insanları güvenilmez kılmak için ellerinden geleni yapacaklar ve ilk adım benim. Benim konuyla ilgili açıklamam bu. Ama şu an kendimi iyi hissediyorum ve diyebileceğim tek şey dürüst olduğumu doğrulamak olur. Dürüstüm, Livei." Elion teker teker herkese bakıyor, gerçekten de yalan söylüyormuş gibi görünmüyor. Bok ayağa kalkıyor ve "O halde biz gidelim ve bakalım. Thomas'ı da güvenli bir yere ışınlayayım." diyor, Thomas'a doğru yürümeye başlıyor. Mabi ve diğerleri de arkasından geliyor. Bok, Thomas'ı başarılı bir şekilde ışınladıktan sonra Mabi'ye dönüyor ve birlikte ışınlanacaklarını belirtiyor. Böylelikle yollarınız tekrar ayrılıyor.

Livei: Elion, yanınızda duran banka oturuyor ve içini dökmeye başlıyor. "Düşün ki Üçüncü Kıta Max'lerin dediğinin aksine hala birkaç kişinin yaşamakta olduğu bir kıta olsun. Bu kişiler gezegenin geri kalanından izole bir şekilde yaşıyor olsunlar. Düşün ki biz bu insanları gidip bulalım ve onlara kademe kademe hem bizim gezegenimizin teknolojisini anlatalım, hem de evrenin kalanında ne yaşandığını. O insanlar için o adaptasyon sürecini düşün, gerçekleri duyduklarında muhtemelen şaşırmak bir yana sinirlenecekler, üzülecekler ve belki de en önemlisi, korkacaklar. İşte şu an tam olarak biz de aynı şeyi yaşıyoruz. Belki burada teknolojik üstünlük sahibi olan biz olsaydık daha alıştıra alıştıra yapabilirdik, bu kişilere olabilecek en rahat adaptasyonu sağlama amacıyla hareket edebilirdik ama şu an karşımızda çoğunu bilmediğimiz teknolojik icatlara sahip olan, çoğunu da bizi öldürmek için kullanmak isteyen, bunu da yapmadan önce bizi deney faresi gibi tutarak incelemek isteyen bir oluşum var. Yaptıkları her şey, tüm kafa karıştırmaları, şaşırtmalar, tekrar eden olaylar, bizi amacımızdan uzak tutmaları, bir türlü istediğimize ulaşamamamız, bunların hepsi bizi denemek için. Neye nasıl tepki vereceğimizi ölçüyorlar ve bunu bir sonraki yaşantılarında kendilerine yarar sağlaması için kullanmayı amaçladıkları analizlere döküyorlar. Ve biz daire çizip duruyoruz, o iki adam ölmedikçe de bu düzen devam edecek. Oradan buradan adam toplayacağız, bazıları güvenilmez çıkacak, bazıları bizi satacak, bazıları öldürülecek, sınanacağız, saçlarımız beyazlayacak, hasta olacağız ve günün sonunda yine de istediğimize asla ulaşamayacağımız ilüzyonundan çıkamayacağız. Çünkü o üstün güç böyle istiyor. Yine de şaşırdığım bir şey var." Elion, gözlerinin içine bakıyor. "Nasıl başarıyorsunuz?" Bir süre duraksıyor ve sessizliği kahkahasıyla bozuyor. "Yani yanlış anlama, normal şartlar altında, normal insanlarda bu durumda ne moral kalır, ne istek, ne psikoloji, ne de başka bir şey. Siz ise her şeyin sizin aleyhinize olmasına rağmen devam ediyorsunuz. Belki de beni size çeken şey bu oldu, normalde kimsenin bu konuda benim kadar azimli olacağına ihtimal vermiyordum, Mavi Yıldız'ın lideriyken bile bir grup olarak bir şeyler başarabileceğimize inanmıyordum. Sizi bulduğumda ilk defa bu hislere sahip olduğumu hissettim. Ve içimde bir his var." Elion, ayağa kalkıyor ve ufuğa bakıyor. "Kazanacağız ya."

Elion tekrar sana dönüyor ve konuşmaya devam ediyor. "Livei, şu an sana neyin gerçek neyin yanlış olduğunu kanıtlamama imkan yok. Anca gözlerinin içine bakabilirim ve bana güvenebileceğini söyleyebilirim. Bunu da kanıtlayamam. O yüzden bu senin kendi iradenle vermen gereken bir karar olacak. Eğer Mutlak Son'un hiçbir dış yardım olmadan hayatta kalabileceğini düşünüyorsan beni öldürmen gerek. Bu da senin verebileceğin bir karar. Eğer beni güvenilir görüyorsan da bir risk almak zorundasın. Bu risk ileride gelip senin en büyük kabusun da olabilir, bunun olmayacağını garanti eden tek şey de gözlerimin içine baktığında ne gördüğün. Ben diğerleri gibi süslü sözlerle seni ya da ekibin kalanını etkilemeye çalışmam. Ben bir insanım ve insanların sağı solu belli olmaz. Ama ben doğru tarafta olmak için elimden geleni yapacağım." Elion anlaşılan sözlerini bitirmiş ki tekrar banka oturuyor, bacak bacak üstüne atıyor ve cebinden sigara paketini çıkarıyor. Kendi ağzına bir sigara aldıktan içinden alman için sigara paketini sana uzatıyor.

O Sırada
Barış hala hastanede, baygın ve bitkin. Bağlı olduğu seruma hafifçe elini yaslamış, huzurlu bir şekilde uyuyor. Hala baygınken bir anda gözlerini açıyor ve kendini bambaşka bir ortamda buluyor. Gün doğumu ve sınırları olmayan bir deniz. Denizin üstünde duruyor, ama batmıyor. Ufuğu rahatlıkla görebiliyor çünkü denizden, gökten ve güneşten başka hiçbir şey yok. Bir anda arkadan ayak sesleri duymaya başlıyor. Arkasına döndüğünde karşısında eski dostunu görüyor. "Naber, nasıl gidiyor?" diyor Bay Zengin, elleri cebinde, o klasik laboratuvar önlüğünü giyiyor. Barış da ellerini cebine koyuyor ve "Bıraktığın gibi abi işte, nasıl olsun." diyor, tonunda hafif bir alaycılık var. Zengin hafifçe kıkırdıyor ve "Geçen laboratuvarda Observerlara ders veriyorum, kemerimi takmayı unutmuşum..." diye başlıyor. Barış şaşkın bir ifadeyle dinlemeye devam ediyor. "Pantolon bir düştü, böyle bir rezillik yok. Kalakaldım karşılarında öyle, ne diyeceğimi bilemedim." diyor. Barış her ne kadar kendisini tutmaya çalışsa da bir süre sonra gülmeye başlıyor. İkili gülüyorlar, olayın absürtlüğüne, her ne kadar sıradan bir şakadan daha komik olan bir olay olmasa da. Bay Zengin iç çekiyor ve "Yolun yol değil. Bunu sen de biliyorsun, değil mi?" diye soruyor. Barış ise "Senin yolun yol mu? Kırıkları, çatlakları olmayan bir yol var mı?" diye soruyor. Bay Zengin ise Barış'a doğru yürüyor ve ona ciddi bir yüz ifadesiyle bakıp "Barış, farkındasın değil mi? Düşlerimizin kapısına kadar geldik. Çocukken konuştuklarımızı hatırlamıyor musun? Şanlı Evrim diyordum buna, şakasını yapıyorduk. İnsanoğlunun bir üst seviyeye çıkmasına çok az kaldı. Bunu seninle başarmak istiyorum. O yüzden lütfen..." diyor, sonra da elini uzatıyor. "Evine dön artık." Barış bir anda Bay Zengin'in eline sertçe vuruyor, sonra da yüksek sesle, gergin bir şekilde onu eleştirmeye başlıyor. "Sikko takıntını bana yansıtmaya çalışıp sinirimi bozma abi. Beni kandırmakla kalmadın, başladığın yoldan tamamen çıktın sen. Benim tanıdığım Kutay öleli yıllar oluyor. Sen sadece narsist bir canavarsın. Başka hiçbir şey değilsin. Binlerce, hatta onbinlerce insanın ölmesine izin verdin ve daha fazlasının ölmesine sebep olacaksın. Ne uğruna? İnsanlık mı? Sen tanrı mısın? Tüm insanlığın kaderi senin elinde mi? Bu nasıl bir ego mastürbasyonu? Biz o mahlası o yüzden takınmadık. Götünden anlayan sendin." Bay Zengin bir anlığına afallıyor. "Bu dediklerine gerçekten inanıyor musun?" diye soruyor. Barış ise "Bu dediklerimin doğru olduğunu biliyorum. Maalesef durum bu. Ve bu konuda yapabileceğimiz hiçbir şey yok. O yüzden beni öldürüp işi hızlıca bitirmek gibi bir amacın yoksa git başımdan lütfen." diye cevap veriyor. Bay Zengin bir süre yere bakıyor ve ardından "Beni hiçbir zaman anlamaya çalışmadın." diyerek konuşmaya başlıyor.

Bay Zengin, konuşmasına tam devam edecekken kendini ofisinde buluyor. Etrafta aşırı değerli teknolojik aletler, sanat eserleri, tablolar, heykeller var. Koleksiyon ürünlerle dolu. Bay Zengin'in uzattığı el ise hala havada. Barış'tan eser yok. Bay Zengin bir anda elini yumruk yapıyor ve sinir krizi geçirmeye başlıyor. Öfkeyle bağırıp çağırıyor, önce tablolara gidiyor ve her birini teker teker yırtıp yere fırlatıyor. Heykelleri çıplak elleri ile koparıp duvarlarda kırıyor, masasına kafa atıyor, koleksiyonluk ürünlerini yerlere döküyor, kısaca odanın altını üstüne getiriyor. Sonra da dizlerinin üstüne çekiyor ve hüngür hüngür ağlamaya başlıyor. İşin ilginç tarafı, bu süreçte bir kişi bile odaya girip onu kontrol etmiyor. Onu duyabilecek insanlar var aslında etrafında, ama kimse gelmeye tenezzül etmiyor. Her ne kadar bulunduğu yerin en yüksek rütbeli, en kıdemli, en önemli adamı da olsa, yalnızlığı onu ele geçirmiş.




Mabi: Bok ile birlikte tekrar hastaneye ışınlanıyorsun, Huld ve Mavi hemen yanınıza geliyor. Mavi olanları soruyor, Bok ise hızlıca anlatıyor. Mavi'nin tepkisi ise muhtemelen herkesin aklından geçmiş olan, ama henüz kimsenin söylemediği bir şey oluyor. "Bana sorarsanız Mutlak Son'un ilk üyelerinin, SADECE ilk üyelerinin olduğu bir toplantı yapmamız gerekiyor. Elion olmadan." Huld kenardan "Katılıyorum." diyor kısaca. Hemen ardından Bok "Artık şu adamın yanına gitmemiz lazım. Orada değilse acilen dağa gitmeliyiz." diyor ve hastane odasına doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başlıyor. Sen de arkasından yürüyorsun. Hızlıca kapıyı açıyorsunuz ve Barış'ın yatağın üstünde oturduğunu ve yere baktığını görüyorsunuz. Çoktan uyanmış, serumu hala bağlı, yine de biraz yorgun görünüyor. Sizin geldiğinizi görünce kendine gelmek için doğruluyor ve "Ne yaptınız?" diye soruyor. Bok ise önce sana bakıyor, sonra da Barış'a dönüp "Seninle daha güvenli bir yere gitmemiz lazım." diyor. Barış ise oldukça sakin bir şekilde "Gidelim, tamam. Çıkarabiliyor muyum serumu, sordunuz mu?" diye soruyor. Hemen ardından da "Bana kimin saldırdığını biliyorum. Konuşmamız gerekiyor, size de saldırabilir o... şey." diyor. Bok konuşmasına izin verelim mi dermişçesine sana bakıyor. Ne yapacaksın, Kudretli Ayı?

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#56
Livei, silahını bana doğru uzattığında, sakince elime alıp inceledim. Evet, Thomas’ın infaz edilmesi gerekiyorsa bu işi ben yapmak istiyordum, ancak onu öldürmek için bir silah kullanmak mantıklı mıydı, bilmiyorum. İnsanların yöntemleri ile onun infazını gerçekleştirmek istemiyordum. Elion hakkında sorgulamaları bittiğinde, “Dediğin gibi Livei, Thomas’ın faturasını sonradan, topluca keselim. Artık ona güvenmek için bir seçeneğimiz kalmadığı için, ekipçe tartışabiliriz.” dedim. Sonrasında ise Elion konuşmaya başladı. Kendisini kötü bir insan gibi göstermeye çalıştıklarından bahsediyordu, artık kime güveneceğimizi şaşırmıştık. Elion yalan söylemiyormuş gibi gelse de ve ona güvenmek istesem de, bir süre bu güveni de ertelemek durumundaydım. En azından bir şeyleri tam olarak netleştirene kadar. Yine de, tutunduğum tek bir dal vardı, bir Ingeniumlu insana güvenmek, Dünyalı bir insana güvenmekten çok daha mantıklı ve duygusal geliyordu. Henüz üzerine daha fazla düşünemeden, Bok bizim gitmemiz gerektiğini söylemişti. Livei ve diğerleri ile yollarımızın ayrılma zamanı gelmişti. Herkese hem elimle, hem de kafamla buruk bir selam verdikten sonra ışınlanma evresine geçmiştim. Bu saçma yerden, hiç olmadığım kadar kırık bir kalple ayrılmıştım. Hayallerimin suya düşmesi bir yana, geçmişimin bile suya düşeceği aklımın ucuna gelmemişti hiçbir zaman. Dostlarımı hep çok sevdim, onları hep korumak istedim, ama bir gün kardeşim dediğim birisi tarafından yaralanmayı hesaba katmamıştım. En büyük yaralar, hiç beklemediğin bir darbe yediğinde açılıyor. İşte o darbe, öyle acıtıyor ki canını, yaranın üstüne elini bile atamıyorsun, göz ucuyla bile bakamıyorsun korkusundan. Hastaneye vardığımda, bu duygularla savaşıyordum işte.

Hastaneye geldiğimizde, Huld ve Mavi yanımıza gelmiş, Mavi olanları sormuş, Bok olanları anlatmıştı. Bense sessizlik içerisinde beklemiştim. Mavi, Mutlak Son’un ilk üyelerinin olduğu bir toplantı yapmamız gerektiğini düşünüyordu. Huld da bu düşünceye katılmıştı, bende kafamla onaylamıştım bu düşünceyi. Ancak üzerine konuşacak vaktimiz yoktu, zira Barış’ın yanına doğru ilerlemiştik. Barış, yatağın üstünde oturuyordu, uyanmıştı, serumu hala bağlıydı. Saldırmanın tam zamanı gelmişti. Konuşmamız gerektiğini söylüyordu, ancak konuşacak bir şey yoktu, gerçi konuşulacaksa bile bu bizim yöntemlerimizle olmalıydı. Bu yüzden, çok hızlı bir şekilde Uranyum - Işıldayan Zincirler tekniğimi kullanmaya karar vermiştim. İki koluna da zincirleri fırlatarak tutturacaktım, böylelikle saati varsa kullanamayacaktı. Sonrasında yapacağım şey ise, Kalsiyum Kas stilimi kullanarak tüm gücümü bacaklarıma yönlendirmek ve zincirler ile Barış’ı kendime çekerek suratına sağlam bir diz indirmek olacak. Bu diz darbesi başarılı olursa, zincirleri kesmeyeceğim ve onu momentumla birlikte yataktan aşağı fırlatıp, kollarını tuzla buz edene kadar, parçalamak adına ayağımla ezeceğim. Kolları bir daha hayatı boyunca kullanılamayacak hale gelene kadar Kalsiyum Kas stilimi sonlandırmayacağım.
► Show Spoiler
Image
GERIR BIREJ
Image
Image
image

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#57
Elion hem hafızasındakilerin hem de onunla ilgili gösterilen görüntülerin sahte olduğunu düşünüyordu. Ona güvenmemeleri için gerçekleştirilmiş bir oyundu. Söylediklerinin her bir kelimesinde dürüst olduğunda ısrarcıydı. Livei de bunu daha fazla kurcalamamaya karar verdi. Mabi, Thomas mevzusunu ekipçe tartışma işini kabul etmişti. Bok ile birlikte yanlarından ayrılarak hem Thomas'ı güvenli bir yere götürdüler hem de Barış'ın peşine düştüler. Artık yalnızca Elion ve kendisi kalmıştı geriye. Livei iç çekti. Elion yanı başındaki banka oturup içlerinde bulundukları durumu bir varsayım ile anlatmıştı. Livei de onun yanına oturarak başını sallayarak onu dinledi. Hiç yorum yapmadı. Kendi içinden geçen veya daha önce defalarca kez düşündüğü şeyleri dillendirmişti. Tüm bu güç dengesizliğine ve çarpık düzene rağmen nasıl savaşacak umut ve direnç bulduklarını merak ediyordu. Onların bu duyguları kendisine de bulaşmış ve onu harekete geçirmişti. Elion kazanacaklarını düşünüyordu. Livei kaşlarını çattı.

Elion daha ciddi bir ifadeyle ona dönerek ona güvenip güvenmeme konusunda bir karar vermesi gerektiğini söylemişti. Güvenmiyorsa onu burada öldürmeliydi. Şayet güvenecekse de bunun riskleri vardı ancak Elion dürüst olduğuna yemin etmişti. Onun uzattığı sigara paketinden uzanıp bir dal aldı ve ağzına götürdü. Yakması için başını ondan yana çevirdi. "Nasıl başardığımızı mı sormuştun? Cevap vereyim. İntikam." Sesi buz gibi soğuk ve sertti. "O ikisinin masum insanlara yaşattıklarının bedelini bu dünyada hala hayattayken görme isteği, başka bir şey değil. O amacımıza ulaşırsak ne olur bilmiyorum. Tekrar eski halimize dönebilir miyiz? Normal yaşantılarımıza geri dönebilecek miyiz? Bilemem. Belki o zaman da başka bir amaç edinir, yeni bir düzen kurmak uğruna mücadele ederiz. Ama daha eşit şartlarda olur bu sefer." Sigaradan bir nefes çekip başını bankın gerisine yasladı ve dumanı yukarı doğru püfletti. "Seni öldürecek filan değilim." Biraz önce yerden aldığı silahını ona uzatarak geri verdi. "Şu an söylediklerinden başka bir şey söyleseydin belki öldürürdüm. Ama sana güvenebileceğimi düşünüyorum. Gerçekten dürüst olan bir adam böyle konuşur. Kimsenin sağı solu belli olmaz zira. Ancak..." Bir fırt daha çekip üfledi. "Yine de bize sırt çevirirsen o da senin vicdanına kalmış. Başını yastığa koyduğunda düşünürsün onu. Yalnız senin için değil, herkes için geçerli bu." Sigarayı yere fırlatıp ayağıyla ezerek söndürdü. "Birlikte doğru tarafta yer alacağımıza inanıyorum Elion ayağıdokuz." Kendi şakasına kahkaha atarak güldü.
Image
► Show Spoiler

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#58
Mabi: Bir anda, hiç beklemeden Işıldayan Zincirler stilini kullanıyorsun ve Uranyumlu zincirlerini Barış'ın kollarına fırlatıyorsun. Barış zincirlerin kendini aniden yakaladığını görünce önce şaşkınlıkla suratına bakıyor, sonra da "Mabi..." diyor. Hemen ardından Kas stilini aktive ediyorsun ve Barış'a doğru hızla ilerliyorsun. Zincirlerine onu kendine doğru çekerken Barış da "Yapma-" diyor. O sırada diz darbesini suratına indiriyorsun. Barış'ın bir anda yanağından kan fışkırıyor ve yere düşmeye başlıyor. Zincirlerin o kadar sıkı ki tam anlamıyla yere düşemeden havada asılı kalıyor. Kollarına basmak için ayağını kaldırıyorsun ve Barış "Bunun dönüşü yok. Yapma." diyor. Ayağını sertçe indiriyorsun ve koluna bir kere bastıktan sonra Barış'ın acıyla bağırdığını duyuyorsun. İkinci kez basıyorsun ve bu sefer daha da öfkeli çıkıyor çığlığı. Bok, Mavi ve Huld uzaktan olanları izliyor. Üçüncü kez koluna bastığında ise Barış öfkeyle gözlerinin içine bakıyor. Bir anda Barış gözlerinin önünde yok oluyor. Zincirlerin yavaşça yere düşüyor. Barış ise hemen ardından kapının orada beliriyor. Kollarında ciddi hasar var, sadece üç kere basmış olmana rağmen ezilmişler. Yanağı patlamış, kanlar akıyor. Barış ise "Saate ihtiyacım yok gördüğün gibi." diyor. Hemen ardından az önce onu öldürmeye niyetlenmemişsin gibi dibine kadar geliyor, yürüyor ve "Saldırmayacağım abi. Provoke edilmedikçe size saldırmayacağım. Provoke etmene rağmen saldırmıyorum hatta. Ne yapacaksın şimdi? At tekrar zincirleri, tekrar yakala ve aynı şeye devam et. Konuşmaktan daha iyi bir çözüm çünkü bu." diyor. Sonra da "Bok?" diyor ve Bok'a dönüyor. "Yardım et arkadaşına, hadi?" diyor. "Sizler?" diyor ve Mavi ve Huld'a bakıyor. Gittikçe hırslanmaya başladığını fark ediyorsunuz, kurduğu her bir cümlede daha da sinirleniyor ve sonunda daha tartışma yaratabilecek bir cümle kuruyor. "İnanın bana sizi öldürmem o kadar zor değil. Sizden ne kadar daha güçlü olduğumu bilmiyorsunuz. O laboratuvarlarda bana neler yaşattıklarını bilmiyorsunuz. Ben eski ben değilim. Ama bunun bir önemi yok çünkü benden çok daha güçlü olan bir grup orospu çocuğunu durdurmazsak evrene dair her şeyin sonu gelebilir. Ama burada beni canice öldürmek istiyorsanız deneyin." diyor. Böylelikle hem sizi tehdit etmiş oluyor, hem de sizi sınıyor.

Livei: Elion sigarasının tadını çıkarırken söylediklerine "İntikam hep filmlerde, dizilerde, hikayelerde boklanan bir şey. Ama intikam yolunda giden insanların gösterdiği irade takdir edilesi diye düşünüyorum. Geleceğinin ne olacağını bilmiyorsun çünkü geri dönülemez bir yolun içindesin. Bunu yapan sadece üç beş kişisiniz bir de." diye cevap veriyor. Sana doğru yürüyor ve "Ben de o üç beş kişiden olmak istiyorum." deyip gülümsüyor. Hemen ardından da şakanı duyuyor ve "Ya yapacağın espriye sokayım senin." diyor. İstemsizce o da kahkaha atıyor. Sonra da "Şu hastaneye dönelim de bir arıza çıkmasın." diyor kısaca. Birlikte hastaneye ışınlanıyorsunuz ve bekleme odasına geldiğiniz anda içeriden bağırma sesleri geldiğini duyuyorsunuz. Koşarak içeri giriyorsunuz.

İçeri girdiğiniz anda Barış'ın kapının önünde, sırtı size dönük bir şekilde diğerlerine bağırdığını görüyorsunuz. Kolları perişan olmuş, suratından kanlar akıyor. Sizin geldiğiniz fark edince size dönüyor, yanağının patladığını fark ediyorsunuz. "Hah, bak arkadaşlarınız da gelmiş." diyor ve kenara çekilip odaya girmenize izin veriyor. Odaya girdiğinizde eliyle sizi gösteriyor ve "Siz de işkencem sırasında vücudumda bir şeyler çizin bıçakla falan, herkesin günah keçisi olduğu şu evrende siz örnek insanlarsınız, değil mi? Yandan yemiş Avengers amına koyayım." diyor. Neyden bahsettiğini anlamıyorsunuz. "O adam size benim nasıl bir versiyonumu gösterdi, aklınızda benle ilgili nasıl önyargılar oluştu biliyorum ama daha laftan anlamıyorsunuz, etmediğim lafların üstünden bana güvenmiyorsunuz. Şimdi de beni öldürmeye mi çalışacaksınız? Hadi denediniz. Sonra da hepinizi öldürmek zorunda kaldım. Sonrasında ne olacak? Son nefesinizde en azından denedik diyecek ve Kutay'ın tüm gezegeni ele geçirmesine izin mi vereceksiniz? Bu hikaye böyle mi bitsin istiyorsunuz? Bu mu sizin kahramanlık hikayeniz?" Barış iyice öfkeleniyor ve sonunda cebinden bir silah çıkarıyor, o kadar sinirli ki sesi titriyor ve gözleri öfkeden dolmuş görünüyor. "Ya amına koyayım, şunu anlatamıyorum bir türlü." diyor ve silahı kendi kafasına doğrultuyor. "Ölebilsem ben çoktan intihar etmiştim amına koyayım! Bunu anlatamıyorum!" diyor ve bir anda beklemediğiniz bir şekilde kendi kafasına sıkıyor.

Bir anlığına zamanın yavaşladığını hissediyorsunuz, halbuki yavaşlayan hiçbir şey yok. Barış yerde, beyni dağılmış, hareketsiz, ölü. Ölü olduğuna eminsiniz. Bir anda sinirleri oynamaya başlıyor, dağılmış beyin parçaları sanki denizden çıkmış ama henüz tam olarak ölmemiş bir balık gibi hareket etmeye başlıyor. Sonrasında ise sanki zaman geriye akarmış gibi kırık kafatasına yavaşça tekrar ilerlemeye başlıyor. Bu süreç beklediğinizden çok daha hızlı gerçekleşiyor. Yaklaşık otuz saniye içerisinde Barış'ın kafatası tamamen kendini onarıyor ve sanki biraz önce kendisine ateş etmemiş gibi yeniden düzenleniyor. Az önce kafatasına saplanmış olan mermi ise yere düşüyor. Barış yavaşça bilincini geri kazanıyor, uyanıyor ve kendine geliyor. Sizi görüyor ve gözlerini yuvarlayıp "Ne dedim?" diyor. Oturur pozisyona geçiyor ve yerde otururken konuşmaya devam ediyor. "Ölümsüzlüğü icat ettik gibi saçma bir önerme ile gelmeyeceğim size fakat o laboratuvarda bana ne yaptılarsa en azından ölmemin çok zorlaştığını söyleyebilirim. Ben bunu ilk defa denemiyorum, çok kez denedim ama her seferinde tekrardan uyandım, bilincim bir şekilde yerine geldi. Kısacası bildiğim kadarıyla ölemiyorum." Ayağa kalkıyor ve "Şimdi, Barış'ı öldürme yöntemi bulalım sempozyumu mu düzenleyeceğiz yoksa benden çok daha büyük tehdit olan bir adamı indirmek için birlikte mi çalışacağız? Ha, çok istiyorsanız çekip siktirip giderim yanınızdan. Kendim uğraşmaya devam ederim, siz de ne bok yerseniz yiyebilirsiniz. Ha kafamı kesip futbol oynamak istiyorsanız o da bir seçenek, ama eninde sonunda sıkılıp bırakacaksınız ve bir şekilde kafam o vücudu bulacak. Ya da en azından ben öyle düşünüyorum. Ve açıkçası bu sefer gerçekten başarmak istediğim şeyler var, o yüzden savunacağım kendimi. Savaşmak istiyorsanız savaşalım ama BEN İSTEMİYORUM!" diyor. Artık ne yapacağınız tamamen size kalmış.

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#59
Elion, intikam hırsına ne olursa olsun ilerlemeye devam edecek olan o üç beş kişinin arasına katılmak istediğini söylediğinde Livei gülümsedi. İğrenç esprisine bile kahkaha atmıştı bu boktan durumun içerisinde. Sonra birlikte hastaneye, diğerlerinin yanına ışınlandılar. Vardıkları anda gördükleri manzara sirkten halliceydi. Yüzünden kanlar boşalan ve tüm kolları kırılmış gibi duran Barış sinir krizi geçiriyordu. Livei onun söylediklerine cevap vermeden Mabi'ye dönerek parmağıyla Barış'ı işaret etti. "Arkadaşlar bu tam ölmemiş sanki." Barış zırlıyordu yine bir şeylerden. Yok işte haksızlık ediyorlardı ona, yok işte etmediği laflar üzerinden yargılıyorlardı. İbne bir laf etmiş olsaydı belki durumu daha inandırıcı olurdu ancak zaten ettiği yalanların onu bu hale getirdiğinden habersizdi hala. Sonra cebinden bir silah çıkarıp kafasına sıkmıştı. Ölemediğini iddia ediyordu.

Beyni dağılan Barış yere düşmüştü. Gayet ölü görünüyordu. En azından bir anlığına. Sonra yerde vıcık vıcık sülük gibi hareket ederek parçalanmış beyni kendi kendine toparlanmış ve yeniden tam bir Barış haline gelmişti. Pezevenk cidden ölmüyordu. Livei eğilip o ölüyken elinden düşürdüğü silahını aldı henüz toparlanmadan. "Dostum seni cidden hamamböceğine dönüştürmüşler." Gözlerine ulaşmayan, sahte mi, içten mi yoksa aklını kaçırmaya başladığının belirtisi mi belli olmayan bir kahkaha patlattı. Yapılan deneyler sonucu ellerinde ölmeyen bir Barış vardı ve şimdi hayallerindeki "O iki adam yaşadığı sürece bize huzur yok" mottosunu ihlal eden bir durum oluşturuyordu. Bu sorunu halletmeleri gerekliydi ancak Livei hem içini soğutacak, hem de oldukça eğlenceli bir fikir üretmeye karar verdi. "Sen ölmüyor musun yani şimdi cidden?" Silahı çevirip Barış'ın tekrar kafasına sıkacaktı. Otuz saniye toparlanmasını bekledikten sonra silahın namlusunu ağzına sokup bir daha beynini patlatacaktı. Bunu silahın kurşunları bitene kadar yapmayı planlıyordu. "Stres topu gibi." Üzerine sıçrayan kanları elinin tersiyle sildikten sonra gruba dönecekti. "Akıl sağlığımı yitiriyorum galiba arkadaşlar hakkınızı helal edin ama çok zevk aldım." Yerde vıcık vıcık eden sülüksü Barış'ın son ölüsü tam toparlanmadan ayakkabısı ile üzerine çıkıp apış arasını çiğneyecekti. "Başarmak istediğin ne orospu evladı? Orijinal zaman dilimine dönerek tüm bunları hiç yaşanmamış hale getirmek, bizi ve bu zaman dilimini yok etmek mi? Elini hiç kana bulamamış olacaksın değil mi öyle yapınca? Vicdanın rahat edecek çünkü tüm bunlar zaten hiç yaşanmamış olacak? O orospu karını ve asla var olmayacak o piç çocuğunu kendi ellerinle öldürmemiş olacaksın. BİR TEK ONLAR ÖNEMLİ ÇÜNKÜ SENİN O SİKİK DEĞERSİZ HAYATINDA! Hayatının aşkı Kutay'ını da geri alacaksın tabi, o da var. Bize ne olacak peki? Bizi oluşturmaya karar verdiğiniz o dakika asla ensenizde nefesimizi hissetmekten kaçamayacağınız bir sorumluluğu üstlenmeyi kabul ettiniz. Kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırıp kaçmana izin vereceğimizi mi zannediyorsun?" Barış'ın apış arasını hırsla tekmelerken aklına bir fikir geldi. "Bunun götüne bomba yerleştirip patlatsak ölmez mi?"
Image
► Show Spoiler

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#60
Bu Barış denen adam, tam bir illet. Onu yakaladığımı, artık kaçacak bir yeri olmadığını düşünüyordum. Ta ki, saate bile ihtiyacı olmadan ışınlanana kadar. Şimdi ise, aklımda dönen sorusu gerçekten bu Dünyalıları yenebilecek miyiz sorusuydu. Böylesine güçlü birisine karşı, bizde üstümüzde deneyler dönmeden, daha farklı güçler kazanmadan ne yapabilirdik ki? Gerekirse üzerimizde bir şekilde deney yaptırmamız gerekiyordu, ancak bu deneylerin metotlarını bilen birilerine sahip miydik, bilmiyorum. Muhtemelen böyle birine sahip değildik, ne yapabileceğimizi düşünmek gerekiyordu. Tek bildiğim, bu güç seviyeleri ile onlara ulaşamayacak olmamızdı, daha farklı bir güce sahip olmamız gerekiyordu. Barış’ın, saçma sapan konuşması bittiğinde derin bir nefes aldım. Bu adamın saatsiz bir şekilde güçlerinin olması ayrı konu, ölmediğini öğrenmek daha yıkıcı bir durumdu. Bu adamı öldüremiyorduk, öldürebileceksek bile nasıl yapacağımızı bilmiyorduk. Kendisi de, ölümsüzlüğü icat ettiğini iddia etmiyordu, ancak ölmesinin oldukça zorlaştığını söylüyordu. Onu öldürmenin bir yolunu bulmak durumundaydık, buna mecburduk. Eğer gerçekten özgür olmak istiyorsak, bütün Dünyalılardan kurtulmamız gerekiyordu. Tam söze gireceğim sırada, Livei’nin söze girmesiyle sessizliğe gömüldüm. Eline silahı almış, garip bir kahkaha ile kafasına sıktı. Bunu tekrar ve tekrar yaptığı sırada, artık öfkeden deliye dönmüş bir şekilde konuşmaya başladı. Apış arasını tekmelediği sırada götüne bomba yerleştirip patlatma fikrini ortaya atmıştı.

“Barış.” dedim sakince. Artık susmanın bir anlamı kalmamıştı. “Biz hiçbir zaman örnek insanlar olduğumuzu iddia etmedik. Kahraman maskeleri takmadık, takmak gibi bir hayalimiz de olmadı. Yandan yemiş Avengers masallarını bana anlatma. Bizim günahlarımız var, derin, kirli ve inkar edilemeyecek kadar büyük.” Derin bir nefes aldım, kelimeler ağırlaşıyordu. Yavaşça yaklaştım Barış’a doğru. “Tek yaptığımız şey, özgürlüğümüzü kendi ellerimizle almaya çalışmaktı. Sizin iradeniz altında yaşamayı reddettik. Varlığımızı korumak için kan döktük. Gözyaşı döktük. Ter döktük. Karanlıkta, kimsenin adını hatırlamayacağı bedeller ödedik.” Dizlerimi kırıp, Barış’ın suratına yaklaştım ve yanaklarını koca elimin kıskacına aldım. Sesim kısılıp, sertleşti. “Dostlarımızı kaybettik,” dedim. “Ve senin aksine, onları geri getirmeyi düşünebileceğimiz bir yolumuz bile olmadı. Biz tanrı rolü oynamadık. Evrenleri geriye sarmayı, yaşanmış hayatları silip yok etmeyi hayal edemedik. Senin umarsızlığın bize hiçbir zaman lütfedilmedi.” Yanaklarını, sanki suratını patlatacakmışçasına sıkmaya başladım. “Bize örnek insan diyemezsin.” dedim alçak ve bir bıçak gibi kesin bir tonla. “Ama Thomas ve sen gibi, insanları birer araçtan ibaret gören, bencil varlıklar da diyemezsin.” Kasılan dişlerim, çenemi ağrıtmaya başlıyordu. “Keşke intihar edebilseydin.”

Elim, yavaş yavaş yumuşamaya başladı ve yanağına hafif bir tokat atıp eğildim. Ekibime doğru dönüp, önce her birinin gözlerinin içine baktım. Sonrasında, yüzümdeki sertliği hiç bozmadan konuşmaya tekrardan girdim. "Thomas nerede? Bize şuan lazım." Dedim. Barış'ın bazı konular hakkında sağlam bir ders almaya ihtiyacı vardı ve bunu Thomas üzerinden verecektim.
► Show Spoiler
Image
GERIR BIREJ
Image
Image
image

Return to “Prui Kabile Bölgesi”

cron