Silahın üç mermisi kalmış durumda.
Bir.
Barış'ın beyni tekrardan patlıyor. Organlar gözlerinizin önünde yerlere saçılıyor. Etrafınızdaki arkadaşlarınızın midesinin bulanmaya başladığını anlayabiliyorsunuz ama şu an elde etmek istediğiniz şeyler onların bu sahneyi görmesini gerektiriyor, ya da en azından siz böyle düşünüyorsunuz.
İki.
Livei yine Barış'ın ağzına silahı tıkıyor ve tekrar beynini patlatıyor. Barış yine yavaş yavaş oluşuyor, etrafa saçılan uzuvları teker teker birleşiyor, bu süreci beklerken sonunda Huld'un o kadar midesi bulanıyor ki izninizi isteyip odadan çıkıyor. Barış tam olarak kendine geldiği anda...
Üç.
Bu sefer Barış'ın silahla vurulmadan hemen önceki yüz ifadesine dikkat ediyorsunuz, saf öfke. Anlaşılan onun gibi gaddar bir varlığın bile bir sınırı var. Yine organlar etrafa saçılıyor, yine birkaç dakika boyunca bir araya gelmesini bekliyorsunuz. Barış iyice kendine gelirken Mavi yandan "Tamam Livei yeter artık." diyor gergin bir ses tonuyla. Bok da "Evet." diye ekliyor kısaca. Elion yorum yapmamayı tercih ediyor. Sizin aksinize kimse bu olanları bir rahatlama seansı gibi deneyimlemiyor anlaşılan. Barış kendine geldiğinde yere oturuyor ve bir süre boyunca yere bakıyor. Arka cebinden bir silah çıkarıyor, silahı sertçe Livei'nin ayağına doğru fırlatıyor, hatta o kadar sert fırlatıyor ki Livei'nin ayak parmağına denk geliyor ve hafif canını yakıyor. "Al kullan bunu." diyor, nefes nefese ve inanılmaz sinirli olmasına rağmen belli etmemeye çalışan bir tonda konuşuyor. Livei ise konuşmaya başlıyor ve fikirlerini anlatıyor. Barış onu dikkatle dinliyor, konuşmasının belli bir kısmında öfkeyle gözlerinin içine bakıyor, sonra tekrar kafasını indiriyor. Planıyla ilgili yaptığı yorumları duyunca ise şaşkın bir gülümsemeyle Livei'nin suratına bakıyor. Ağzını açıyor ama konuşamadan Mabi söze giriyor. Mabi'nin sözlerini de sonuna kadar dinliyor ve gözlerini Elion'a çeviriyor, Elion'a uzun bir süre bakarken bir yandan da Mabi'nin sözlerini tamamen bitirmesini bekliyor. Mabi Bok'a dönüp Thomas'ın durumunu sorduğunda Bok "Birazdan gidip getiririm onu buraya." diyor. Barış ise "Bir dakika, bir dakika." diyor, söz istiyor.
"Böyle mi söylediler size? Bu mu? Geçmişe gidecek, her şeyi olmamış kılacak. Bu mu yani? Sen mi söyledin lan bu yalanı onlara?" diyor ve Elion'a bakıyor. Elion ise "Yalan olduğunu düşünmemekle birlikte sayın orospu çocuğu, ben değil, Thomas söyledi." diye cevap veriyor. Barış bir iç çekiyor, vücudu tamamen iyileşmiş mi kontrol ediyor ve tatmin olunca ayağa kalkıyor. "Bunu anlarım, çünkü zamanında Thomas'a planlarımı anlatmıştım. Ama bu kadar götünden anlayacağını düşünmemiştim. Ya bana iftira atıyor ve bir düşman oluşturmaya çalışıyor, ya da gerçekten ona anlattığım planı yanlış anlamış. Olaya tarafsız bakmaya çalışıyorum." Elion yine öteden sesleniyor. "Tamam anlat abi o zaman planını. Neymiş?" Barış tekrar derin bir nefes alıyor ve anlatmaya başlıyor. "Her ne kadar teknolojik açıdan ciddi ilerlemeler kaydetmiş olsak da evrenin nasıl işlediğini tam olarak anlamış değiliz. Evrenin belli başlı mekanizmaları olduğunun farkındayız. Bu mekanizmaları ne kadar kontrol edebiliyoruz, hangi noktada evren bize siktiri çekip işleri kendi kendine yoluna koyuyor, buna emin değiliz. Çoklu boyutlar teorisi, ya da gerçekliği de bundan ibaret. Boyutlar var, boyutlararası ulaşım mümkün ama bir boyuttan başka bir boyuta geçtiğinde evrenin kuralları yeni bir senin doğmasını zorunlu kılıyor. Benim orijinal halim Barış 1 ise ve A boyutundan geliyorsa, B boyutuna geçtiğinde artık Barış 1B oluyor, Barış 1 ise A'da kalıyor. Bunun en kafa karıştırıcı noktası ise şu..." Barış, cebinden bir not defteri çıkarıyor ve birkaç şey çiziyor. Sonra da hepinize not defterini gösteriyor. Bir yandan da açıklamaya devam ediyor. "Diyelim ki Barış 1'in de hafızasına sahip olan ve B boyutuna yolculuk yapıp ulaşmış olan Barış 1B tekrardan A boyutuna dönmek istiyor. Barış 1B eğer deneylerim doğruysa bu boyuta dönebiliyor. Ama bu Barış ne tekrardan Barış 1'e dönüşüyor, ne de Barış 1B kalıyor. Bu Barış artık Barış 1BA oluyor. Demek istediğimi anladınız mı?" Hepinize teker teker bakıyor ve anlayıp anlamadığınızı ölçmeye çalışıyor.
"Yani bir boyuttan başka bir boyuta geçtiğiniz zaman bunun bir geri dönüşü yok, en azından bu izi şu ana kadar silmeyi başaramadım. Neyse, bundan çok daha büyük bir sorun var. Thomas doğru aktardı mı bilmiyorum ama eğer bu boyutlara ulaşımı başta siz sağladıysanız, orijinal boyuta geri döndüğünüz zaman sonradan açılmış olan boyutlar kısa bir süre içinde yok oluyor. Bunu da test ettim." Şaşırıyorsunuz, bu sefer söyledikleri Thomas'ın söyledikleriyle tamamen örtüşüyor. Bok şüpheli bir şekilde Barış'ı dinlemeye devam ederken bir yandan da saatine koordinatlar giriyor, anlaşılan Thomas'ı buraya ışınlamayı deneyecek. Barış devam ediyor. "Burada sorulması gereken soru şu, ben kimim de bir boyut benim yokluğumda yok oluyor? Tanrı değilim, seçilmiş bir yolcu değilim ama bu etkiye sebep oluyorum. Neden? Buna net bir cevabım yok ama bir teorim var. Başta evrenin kurallarıyla oynadığım için bu yaşanıyor. Size bu boyutların yok olması durumunun deneyini yaptığımı söyledim. Bu deneyi kendi açtığım boyutlarda yaptım. Yani daha önce var olmaması gereken bir boyuta gittim, ulaştım, benliğimi sürdürdüm ve gittiğim rotadan geri döndüm. Hepsi sırayla yok oldular. Yok olmalarının tek sebebi bu boyutlararası yolculuğu yapan kişinin ben olması. Kuralı ihlal edip bu boyutların var olma sebebi ben olduğum gibi yok olma sebebi de ben oluyorum. Bu ne demek?" Bir süre teker teker gözlerinizin içine bakıyor. Tekrar "Ne demek?" diye soruyor. Elion sonunda arkadan cevap veriyor. "Şu an içinde bulunduğumuz boyutu kapatabilecek tek kişi Kutay." Barış parmağını Elion'a doğrultuyor ve onaylıyor. "Doğru. En azından bu teoriye göre durum bu. Şimdi arkadaşlar Thomas'ın açıklamasındaki sorun şu... Ben bu boyuta Kutay tarafından zorla getirilmiş bir insanım. Ben bu boyutu açan kişi de değilim, açılmasında rol oynamış bir kişi de değilim. Kutay ile bulduğumuz deliğin içine düştüğümüz zaman ben parçalarıma ayrıldığımı gördüm ve hissettim, sonra da kendimi bambaşka bir yerde buldum. Yıllar içinde bir şekilde evime ulaşabildiğimde orijinal boyutum gibi görünüyordu. Bu günlere geldik ve hala o boyut orijinal boyut muydu yoksa üçüncü bir boyut mu oluşturmuştum bilmiyorum. Ama Thomas buraya gelebildiyse eğer ki onun orijinal boyutumuzdaki... Thomas olduğuna eminim, o zaman orijinal boyuta geri dönmüş olmalıyım. Evren Kutay'ın bambaşka bir noktaya, yani şu an hepimizin bulunduğu boyuta gelmesine bir şekilde izin verdi ama bu kuralları benim ihlal etmeme izin vermedi. Beni tekrardan ait olduğum boyuta yolladı. Sonra da Kutay biz hastalıktan ve vahşetten kırılırken beni oradan aldı. Sonrasını zaten biliyorsunuz. Niye anlattım bunları? Elion'un da dediği gibi, bu boyutun yok olmasını sağlayabilecek tek insan Kutay. Eğer Kutay bir şekilde orijinal boyuta dönmeyi başarırsa bu boyut yok olacak."
Hepiniz söylenenleri anlamlandırmaya çalışıyorsunuz. Barış ise sözlerine devam ediyor. "Ben zaten başından beri orijinal boyuta dönmek gibi bir amaç gütmedim, böyle bir şeyi istemiyorum, bunun hiçbir anlamı olduğunu da düşünmüyorum. Thomas sizi Hollywood filmi gibi bir senaryoya inandırmış, ki Hollywood filmi ne onu da bilmiyorsunuz kusura bakmayın, ben Kutay ile her şeyin eskisi gibi olduğu ve gökküşaklarının havayı kapladığı, kuşların cıvıl cıvıl öttüğü bir geleceğe inanmıyorum. Kutay artık geri döndürülemez bir kibir, ego, narsizm, ne dersen de, bunların hepsine ziyadesiyle sahip olan ve bu doğrultuda insanlığını kaybetmiş, artık hiçbir his beslemediğim bir insan müsveddesi, insan diyebilirsek o da. Zaten bu adamın da merak ve şanlı evrim mastürbasyonunu düşünecek olursak gidip de orijinal boyuta dönüp hiçbir şey olmamış gibi yaşamak gibi bir amacı olmayacağını anlayabiliriz. Benim de amacım bu değil. Amacım..." Barış tüm ciddiyetiyle gözlerinizin içine bakıyor ve konuşuyor. "Kutay'ı öldürmek, kendimi ise etkisiz hale getirmek." Odayı bir sessizlik kaplıyor, Elion'a ve Bok'a bakıyorsunuz, ikisi de ilk defa kuşkularından az da olsa arınmış gibi görünüyorlar. "Dünyaya mı, gezegenlere mi, evrene mi dersiniz bilmiyorum. Bence bu sisteme verebileceğimiz zararı yeterince verdik. Ama bensiz Kutay'ın ölmesinin mümkün olacağını da düşünmüyorum. Bunu egoizm gibi görebilirsiniz ama EGO öleli çok oluyor, inanın bana. Şu an fiziksel olarak ölmem mümkün değil, bunu bildiğim için Kutay bana ne yaparsa yapsın onun karşısında durabileceğimi biliyorum. Üstüme nükleer bomba da atsa bir şekilde onun karşısında durabileceğimi düşünüyorum. O yüzden o ölene kadar ölmek istemiyorum, intihara meyilli olmama sebebim de bu. Peki diyelim ki o öldü, ben de bir şekilde etkisiz kaldım. Ondan sonra ne olacak?" Hepinize teker teker bakıyor. "İşte orası size kalmış. Umuyorum ki hepiniz o günlere kadar yaşarsınız ve bizim yaptığımız hataları yapmaz, hem kendi halklarınız için, hem de bizim yarattığımız cehenneme mahsur bırakılmış Dünya halkı için barış ortamını sağlar ve bu boyutun huzurlu bir şekilde devam etmesine öncü olursunuz. Ama bunlar benim dileklerim, uygulamak için burada olmak gibi bir niyetim yok."
Barış son olarak Bok'a dönüyor ve "Thomas'a zarar verme eğiliminde olduğunuzu tahmin ediyorum. Sizden iki ricam olacak, yüzüme tükürseniz de yapacağım bir şey yok ama en azından bir şans verirseniz sevinirim. Thomas ile hepinizin önünde konuşma şansı tanır mısınız bana?" diye soruyor. Bok da onay için size bakıyor. O sırada Barış Livei'ye yaklaşıyor ve "Ha bir de..." diyor ve dibine kadar geliyor. "Bir daha karım ve kızıma hakaret etme, olur mu?" Yerdeki silahı alıyor ve Livei'ye uzatıyor. "İstersen bu silahtaki on mermiyi de kafama sıkıp önümüzdeki bir saat beni öldürmeye çalışmakla geçir ama şu yaşananlarda hiçbir payı olmayan iki tane erken yaşta hayatını kaybetmiş masum insandan çıkarma sinirini. Bu ne bu kıtada ölenleri geri getirecek, ne de bir başkasını. İstediğin kadar sivilin ve askerin ölümüyle karşılaştırıp yüzüme tükürebilirsin ama lütfen bu kırıcı sözleri bana indirge." Titreyen elleriyle silahı Livei'nin ellerine tutuşturuyor. Gözlerinden yaşlar akmaya başlıyor.
"Ben kuru ekmek ve suyu bile hak etmeyen bir bok parçası, bir hiçbir şey olabilirim ama... onlar benim her şeyim."
Bir.
Barış'ın beyni tekrardan patlıyor. Organlar gözlerinizin önünde yerlere saçılıyor. Etrafınızdaki arkadaşlarınızın midesinin bulanmaya başladığını anlayabiliyorsunuz ama şu an elde etmek istediğiniz şeyler onların bu sahneyi görmesini gerektiriyor, ya da en azından siz böyle düşünüyorsunuz.
İki.
Livei yine Barış'ın ağzına silahı tıkıyor ve tekrar beynini patlatıyor. Barış yine yavaş yavaş oluşuyor, etrafa saçılan uzuvları teker teker birleşiyor, bu süreci beklerken sonunda Huld'un o kadar midesi bulanıyor ki izninizi isteyip odadan çıkıyor. Barış tam olarak kendine geldiği anda...
Üç.
Bu sefer Barış'ın silahla vurulmadan hemen önceki yüz ifadesine dikkat ediyorsunuz, saf öfke. Anlaşılan onun gibi gaddar bir varlığın bile bir sınırı var. Yine organlar etrafa saçılıyor, yine birkaç dakika boyunca bir araya gelmesini bekliyorsunuz. Barış iyice kendine gelirken Mavi yandan "Tamam Livei yeter artık." diyor gergin bir ses tonuyla. Bok da "Evet." diye ekliyor kısaca. Elion yorum yapmamayı tercih ediyor. Sizin aksinize kimse bu olanları bir rahatlama seansı gibi deneyimlemiyor anlaşılan. Barış kendine geldiğinde yere oturuyor ve bir süre boyunca yere bakıyor. Arka cebinden bir silah çıkarıyor, silahı sertçe Livei'nin ayağına doğru fırlatıyor, hatta o kadar sert fırlatıyor ki Livei'nin ayak parmağına denk geliyor ve hafif canını yakıyor. "Al kullan bunu." diyor, nefes nefese ve inanılmaz sinirli olmasına rağmen belli etmemeye çalışan bir tonda konuşuyor. Livei ise konuşmaya başlıyor ve fikirlerini anlatıyor. Barış onu dikkatle dinliyor, konuşmasının belli bir kısmında öfkeyle gözlerinin içine bakıyor, sonra tekrar kafasını indiriyor. Planıyla ilgili yaptığı yorumları duyunca ise şaşkın bir gülümsemeyle Livei'nin suratına bakıyor. Ağzını açıyor ama konuşamadan Mabi söze giriyor. Mabi'nin sözlerini de sonuna kadar dinliyor ve gözlerini Elion'a çeviriyor, Elion'a uzun bir süre bakarken bir yandan da Mabi'nin sözlerini tamamen bitirmesini bekliyor. Mabi Bok'a dönüp Thomas'ın durumunu sorduğunda Bok "Birazdan gidip getiririm onu buraya." diyor. Barış ise "Bir dakika, bir dakika." diyor, söz istiyor.
"Böyle mi söylediler size? Bu mu? Geçmişe gidecek, her şeyi olmamış kılacak. Bu mu yani? Sen mi söyledin lan bu yalanı onlara?" diyor ve Elion'a bakıyor. Elion ise "Yalan olduğunu düşünmemekle birlikte sayın orospu çocuğu, ben değil, Thomas söyledi." diye cevap veriyor. Barış bir iç çekiyor, vücudu tamamen iyileşmiş mi kontrol ediyor ve tatmin olunca ayağa kalkıyor. "Bunu anlarım, çünkü zamanında Thomas'a planlarımı anlatmıştım. Ama bu kadar götünden anlayacağını düşünmemiştim. Ya bana iftira atıyor ve bir düşman oluşturmaya çalışıyor, ya da gerçekten ona anlattığım planı yanlış anlamış. Olaya tarafsız bakmaya çalışıyorum." Elion yine öteden sesleniyor. "Tamam anlat abi o zaman planını. Neymiş?" Barış tekrar derin bir nefes alıyor ve anlatmaya başlıyor. "Her ne kadar teknolojik açıdan ciddi ilerlemeler kaydetmiş olsak da evrenin nasıl işlediğini tam olarak anlamış değiliz. Evrenin belli başlı mekanizmaları olduğunun farkındayız. Bu mekanizmaları ne kadar kontrol edebiliyoruz, hangi noktada evren bize siktiri çekip işleri kendi kendine yoluna koyuyor, buna emin değiliz. Çoklu boyutlar teorisi, ya da gerçekliği de bundan ibaret. Boyutlar var, boyutlararası ulaşım mümkün ama bir boyuttan başka bir boyuta geçtiğinde evrenin kuralları yeni bir senin doğmasını zorunlu kılıyor. Benim orijinal halim Barış 1 ise ve A boyutundan geliyorsa, B boyutuna geçtiğinde artık Barış 1B oluyor, Barış 1 ise A'da kalıyor. Bunun en kafa karıştırıcı noktası ise şu..." Barış, cebinden bir not defteri çıkarıyor ve birkaç şey çiziyor. Sonra da hepinize not defterini gösteriyor. Bir yandan da açıklamaya devam ediyor. "Diyelim ki Barış 1'in de hafızasına sahip olan ve B boyutuna yolculuk yapıp ulaşmış olan Barış 1B tekrardan A boyutuna dönmek istiyor. Barış 1B eğer deneylerim doğruysa bu boyuta dönebiliyor. Ama bu Barış ne tekrardan Barış 1'e dönüşüyor, ne de Barış 1B kalıyor. Bu Barış artık Barış 1BA oluyor. Demek istediğimi anladınız mı?" Hepinize teker teker bakıyor ve anlayıp anlamadığınızı ölçmeye çalışıyor.
"Yani bir boyuttan başka bir boyuta geçtiğiniz zaman bunun bir geri dönüşü yok, en azından bu izi şu ana kadar silmeyi başaramadım. Neyse, bundan çok daha büyük bir sorun var. Thomas doğru aktardı mı bilmiyorum ama eğer bu boyutlara ulaşımı başta siz sağladıysanız, orijinal boyuta geri döndüğünüz zaman sonradan açılmış olan boyutlar kısa bir süre içinde yok oluyor. Bunu da test ettim." Şaşırıyorsunuz, bu sefer söyledikleri Thomas'ın söyledikleriyle tamamen örtüşüyor. Bok şüpheli bir şekilde Barış'ı dinlemeye devam ederken bir yandan da saatine koordinatlar giriyor, anlaşılan Thomas'ı buraya ışınlamayı deneyecek. Barış devam ediyor. "Burada sorulması gereken soru şu, ben kimim de bir boyut benim yokluğumda yok oluyor? Tanrı değilim, seçilmiş bir yolcu değilim ama bu etkiye sebep oluyorum. Neden? Buna net bir cevabım yok ama bir teorim var. Başta evrenin kurallarıyla oynadığım için bu yaşanıyor. Size bu boyutların yok olması durumunun deneyini yaptığımı söyledim. Bu deneyi kendi açtığım boyutlarda yaptım. Yani daha önce var olmaması gereken bir boyuta gittim, ulaştım, benliğimi sürdürdüm ve gittiğim rotadan geri döndüm. Hepsi sırayla yok oldular. Yok olmalarının tek sebebi bu boyutlararası yolculuğu yapan kişinin ben olması. Kuralı ihlal edip bu boyutların var olma sebebi ben olduğum gibi yok olma sebebi de ben oluyorum. Bu ne demek?" Bir süre teker teker gözlerinizin içine bakıyor. Tekrar "Ne demek?" diye soruyor. Elion sonunda arkadan cevap veriyor. "Şu an içinde bulunduğumuz boyutu kapatabilecek tek kişi Kutay." Barış parmağını Elion'a doğrultuyor ve onaylıyor. "Doğru. En azından bu teoriye göre durum bu. Şimdi arkadaşlar Thomas'ın açıklamasındaki sorun şu... Ben bu boyuta Kutay tarafından zorla getirilmiş bir insanım. Ben bu boyutu açan kişi de değilim, açılmasında rol oynamış bir kişi de değilim. Kutay ile bulduğumuz deliğin içine düştüğümüz zaman ben parçalarıma ayrıldığımı gördüm ve hissettim, sonra da kendimi bambaşka bir yerde buldum. Yıllar içinde bir şekilde evime ulaşabildiğimde orijinal boyutum gibi görünüyordu. Bu günlere geldik ve hala o boyut orijinal boyut muydu yoksa üçüncü bir boyut mu oluşturmuştum bilmiyorum. Ama Thomas buraya gelebildiyse eğer ki onun orijinal boyutumuzdaki... Thomas olduğuna eminim, o zaman orijinal boyuta geri dönmüş olmalıyım. Evren Kutay'ın bambaşka bir noktaya, yani şu an hepimizin bulunduğu boyuta gelmesine bir şekilde izin verdi ama bu kuralları benim ihlal etmeme izin vermedi. Beni tekrardan ait olduğum boyuta yolladı. Sonra da Kutay biz hastalıktan ve vahşetten kırılırken beni oradan aldı. Sonrasını zaten biliyorsunuz. Niye anlattım bunları? Elion'un da dediği gibi, bu boyutun yok olmasını sağlayabilecek tek insan Kutay. Eğer Kutay bir şekilde orijinal boyuta dönmeyi başarırsa bu boyut yok olacak."
Hepiniz söylenenleri anlamlandırmaya çalışıyorsunuz. Barış ise sözlerine devam ediyor. "Ben zaten başından beri orijinal boyuta dönmek gibi bir amaç gütmedim, böyle bir şeyi istemiyorum, bunun hiçbir anlamı olduğunu da düşünmüyorum. Thomas sizi Hollywood filmi gibi bir senaryoya inandırmış, ki Hollywood filmi ne onu da bilmiyorsunuz kusura bakmayın, ben Kutay ile her şeyin eskisi gibi olduğu ve gökküşaklarının havayı kapladığı, kuşların cıvıl cıvıl öttüğü bir geleceğe inanmıyorum. Kutay artık geri döndürülemez bir kibir, ego, narsizm, ne dersen de, bunların hepsine ziyadesiyle sahip olan ve bu doğrultuda insanlığını kaybetmiş, artık hiçbir his beslemediğim bir insan müsveddesi, insan diyebilirsek o da. Zaten bu adamın da merak ve şanlı evrim mastürbasyonunu düşünecek olursak gidip de orijinal boyuta dönüp hiçbir şey olmamış gibi yaşamak gibi bir amacı olmayacağını anlayabiliriz. Benim de amacım bu değil. Amacım..." Barış tüm ciddiyetiyle gözlerinizin içine bakıyor ve konuşuyor. "Kutay'ı öldürmek, kendimi ise etkisiz hale getirmek." Odayı bir sessizlik kaplıyor, Elion'a ve Bok'a bakıyorsunuz, ikisi de ilk defa kuşkularından az da olsa arınmış gibi görünüyorlar. "Dünyaya mı, gezegenlere mi, evrene mi dersiniz bilmiyorum. Bence bu sisteme verebileceğimiz zararı yeterince verdik. Ama bensiz Kutay'ın ölmesinin mümkün olacağını da düşünmüyorum. Bunu egoizm gibi görebilirsiniz ama EGO öleli çok oluyor, inanın bana. Şu an fiziksel olarak ölmem mümkün değil, bunu bildiğim için Kutay bana ne yaparsa yapsın onun karşısında durabileceğimi biliyorum. Üstüme nükleer bomba da atsa bir şekilde onun karşısında durabileceğimi düşünüyorum. O yüzden o ölene kadar ölmek istemiyorum, intihara meyilli olmama sebebim de bu. Peki diyelim ki o öldü, ben de bir şekilde etkisiz kaldım. Ondan sonra ne olacak?" Hepinize teker teker bakıyor. "İşte orası size kalmış. Umuyorum ki hepiniz o günlere kadar yaşarsınız ve bizim yaptığımız hataları yapmaz, hem kendi halklarınız için, hem de bizim yarattığımız cehenneme mahsur bırakılmış Dünya halkı için barış ortamını sağlar ve bu boyutun huzurlu bir şekilde devam etmesine öncü olursunuz. Ama bunlar benim dileklerim, uygulamak için burada olmak gibi bir niyetim yok."
Barış son olarak Bok'a dönüyor ve "Thomas'a zarar verme eğiliminde olduğunuzu tahmin ediyorum. Sizden iki ricam olacak, yüzüme tükürseniz de yapacağım bir şey yok ama en azından bir şans verirseniz sevinirim. Thomas ile hepinizin önünde konuşma şansı tanır mısınız bana?" diye soruyor. Bok da onay için size bakıyor. O sırada Barış Livei'ye yaklaşıyor ve "Ha bir de..." diyor ve dibine kadar geliyor. "Bir daha karım ve kızıma hakaret etme, olur mu?" Yerdeki silahı alıyor ve Livei'ye uzatıyor. "İstersen bu silahtaki on mermiyi de kafama sıkıp önümüzdeki bir saat beni öldürmeye çalışmakla geçir ama şu yaşananlarda hiçbir payı olmayan iki tane erken yaşta hayatını kaybetmiş masum insandan çıkarma sinirini. Bu ne bu kıtada ölenleri geri getirecek, ne de bir başkasını. İstediğin kadar sivilin ve askerin ölümüyle karşılaştırıp yüzüme tükürebilirsin ama lütfen bu kırıcı sözleri bana indirge." Titreyen elleriyle silahı Livei'nin ellerine tutuşturuyor. Gözlerinden yaşlar akmaya başlıyor.
"Ben kuru ekmek ve suyu bile hak etmeyen bir bok parçası, bir hiçbir şey olabilirim ama... onlar benim her şeyim."





