Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#61
Silahın üç mermisi kalmış durumda.

Bir.

Barış'ın beyni tekrardan patlıyor. Organlar gözlerinizin önünde yerlere saçılıyor. Etrafınızdaki arkadaşlarınızın midesinin bulanmaya başladığını anlayabiliyorsunuz ama şu an elde etmek istediğiniz şeyler onların bu sahneyi görmesini gerektiriyor, ya da en azından siz böyle düşünüyorsunuz.

İki.

Livei yine Barış'ın ağzına silahı tıkıyor ve tekrar beynini patlatıyor. Barış yine yavaş yavaş oluşuyor, etrafa saçılan uzuvları teker teker birleşiyor, bu süreci beklerken sonunda Huld'un o kadar midesi bulanıyor ki izninizi isteyip odadan çıkıyor. Barış tam olarak kendine geldiği anda...

Üç.

Bu sefer Barış'ın silahla vurulmadan hemen önceki yüz ifadesine dikkat ediyorsunuz, saf öfke. Anlaşılan onun gibi gaddar bir varlığın bile bir sınırı var. Yine organlar etrafa saçılıyor, yine birkaç dakika boyunca bir araya gelmesini bekliyorsunuz. Barış iyice kendine gelirken Mavi yandan "Tamam Livei yeter artık." diyor gergin bir ses tonuyla. Bok da "Evet." diye ekliyor kısaca. Elion yorum yapmamayı tercih ediyor. Sizin aksinize kimse bu olanları bir rahatlama seansı gibi deneyimlemiyor anlaşılan. Barış kendine geldiğinde yere oturuyor ve bir süre boyunca yere bakıyor. Arka cebinden bir silah çıkarıyor, silahı sertçe Livei'nin ayağına doğru fırlatıyor, hatta o kadar sert fırlatıyor ki Livei'nin ayak parmağına denk geliyor ve hafif canını yakıyor. "Al kullan bunu." diyor, nefes nefese ve inanılmaz sinirli olmasına rağmen belli etmemeye çalışan bir tonda konuşuyor. Livei ise konuşmaya başlıyor ve fikirlerini anlatıyor. Barış onu dikkatle dinliyor, konuşmasının belli bir kısmında öfkeyle gözlerinin içine bakıyor, sonra tekrar kafasını indiriyor. Planıyla ilgili yaptığı yorumları duyunca ise şaşkın bir gülümsemeyle Livei'nin suratına bakıyor. Ağzını açıyor ama konuşamadan Mabi söze giriyor. Mabi'nin sözlerini de sonuna kadar dinliyor ve gözlerini Elion'a çeviriyor, Elion'a uzun bir süre bakarken bir yandan da Mabi'nin sözlerini tamamen bitirmesini bekliyor. Mabi Bok'a dönüp Thomas'ın durumunu sorduğunda Bok "Birazdan gidip getiririm onu buraya." diyor. Barış ise "Bir dakika, bir dakika." diyor, söz istiyor.

"Böyle mi söylediler size? Bu mu? Geçmişe gidecek, her şeyi olmamış kılacak. Bu mu yani? Sen mi söyledin lan bu yalanı onlara?" diyor ve Elion'a bakıyor. Elion ise "Yalan olduğunu düşünmemekle birlikte sayın orospu çocuğu, ben değil, Thomas söyledi." diye cevap veriyor. Barış bir iç çekiyor, vücudu tamamen iyileşmiş mi kontrol ediyor ve tatmin olunca ayağa kalkıyor. "Bunu anlarım, çünkü zamanında Thomas'a planlarımı anlatmıştım. Ama bu kadar götünden anlayacağını düşünmemiştim. Ya bana iftira atıyor ve bir düşman oluşturmaya çalışıyor, ya da gerçekten ona anlattığım planı yanlış anlamış. Olaya tarafsız bakmaya çalışıyorum." Elion yine öteden sesleniyor. "Tamam anlat abi o zaman planını. Neymiş?" Barış tekrar derin bir nefes alıyor ve anlatmaya başlıyor. "Her ne kadar teknolojik açıdan ciddi ilerlemeler kaydetmiş olsak da evrenin nasıl işlediğini tam olarak anlamış değiliz. Evrenin belli başlı mekanizmaları olduğunun farkındayız. Bu mekanizmaları ne kadar kontrol edebiliyoruz, hangi noktada evren bize siktiri çekip işleri kendi kendine yoluna koyuyor, buna emin değiliz. Çoklu boyutlar teorisi, ya da gerçekliği de bundan ibaret. Boyutlar var, boyutlararası ulaşım mümkün ama bir boyuttan başka bir boyuta geçtiğinde evrenin kuralları yeni bir senin doğmasını zorunlu kılıyor. Benim orijinal halim Barış 1 ise ve A boyutundan geliyorsa, B boyutuna geçtiğinde artık Barış 1B oluyor, Barış 1 ise A'da kalıyor. Bunun en kafa karıştırıcı noktası ise şu..." Barış, cebinden bir not defteri çıkarıyor ve birkaç şey çiziyor. Sonra da hepinize not defterini gösteriyor. Bir yandan da açıklamaya devam ediyor. "Diyelim ki Barış 1'in de hafızasına sahip olan ve B boyutuna yolculuk yapıp ulaşmış olan Barış 1B tekrardan A boyutuna dönmek istiyor. Barış 1B eğer deneylerim doğruysa bu boyuta dönebiliyor. Ama bu Barış ne tekrardan Barış 1'e dönüşüyor, ne de Barış 1B kalıyor. Bu Barış artık Barış 1BA oluyor. Demek istediğimi anladınız mı?" Hepinize teker teker bakıyor ve anlayıp anlamadığınızı ölçmeye çalışıyor.

"Yani bir boyuttan başka bir boyuta geçtiğiniz zaman bunun bir geri dönüşü yok, en azından bu izi şu ana kadar silmeyi başaramadım. Neyse, bundan çok daha büyük bir sorun var. Thomas doğru aktardı mı bilmiyorum ama eğer bu boyutlara ulaşımı başta siz sağladıysanız, orijinal boyuta geri döndüğünüz zaman sonradan açılmış olan boyutlar kısa bir süre içinde yok oluyor. Bunu da test ettim." Şaşırıyorsunuz, bu sefer söyledikleri Thomas'ın söyledikleriyle tamamen örtüşüyor. Bok şüpheli bir şekilde Barış'ı dinlemeye devam ederken bir yandan da saatine koordinatlar giriyor, anlaşılan Thomas'ı buraya ışınlamayı deneyecek. Barış devam ediyor. "Burada sorulması gereken soru şu, ben kimim de bir boyut benim yokluğumda yok oluyor? Tanrı değilim, seçilmiş bir yolcu değilim ama bu etkiye sebep oluyorum. Neden? Buna net bir cevabım yok ama bir teorim var. Başta evrenin kurallarıyla oynadığım için bu yaşanıyor. Size bu boyutların yok olması durumunun deneyini yaptığımı söyledim. Bu deneyi kendi açtığım boyutlarda yaptım. Yani daha önce var olmaması gereken bir boyuta gittim, ulaştım, benliğimi sürdürdüm ve gittiğim rotadan geri döndüm. Hepsi sırayla yok oldular. Yok olmalarının tek sebebi bu boyutlararası yolculuğu yapan kişinin ben olması. Kuralı ihlal edip bu boyutların var olma sebebi ben olduğum gibi yok olma sebebi de ben oluyorum. Bu ne demek?" Bir süre teker teker gözlerinizin içine bakıyor. Tekrar "Ne demek?" diye soruyor. Elion sonunda arkadan cevap veriyor. "Şu an içinde bulunduğumuz boyutu kapatabilecek tek kişi Kutay." Barış parmağını Elion'a doğrultuyor ve onaylıyor. "Doğru. En azından bu teoriye göre durum bu. Şimdi arkadaşlar Thomas'ın açıklamasındaki sorun şu... Ben bu boyuta Kutay tarafından zorla getirilmiş bir insanım. Ben bu boyutu açan kişi de değilim, açılmasında rol oynamış bir kişi de değilim. Kutay ile bulduğumuz deliğin içine düştüğümüz zaman ben parçalarıma ayrıldığımı gördüm ve hissettim, sonra da kendimi bambaşka bir yerde buldum. Yıllar içinde bir şekilde evime ulaşabildiğimde orijinal boyutum gibi görünüyordu. Bu günlere geldik ve hala o boyut orijinal boyut muydu yoksa üçüncü bir boyut mu oluşturmuştum bilmiyorum. Ama Thomas buraya gelebildiyse eğer ki onun orijinal boyutumuzdaki... Thomas olduğuna eminim, o zaman orijinal boyuta geri dönmüş olmalıyım. Evren Kutay'ın bambaşka bir noktaya, yani şu an hepimizin bulunduğu boyuta gelmesine bir şekilde izin verdi ama bu kuralları benim ihlal etmeme izin vermedi. Beni tekrardan ait olduğum boyuta yolladı. Sonra da Kutay biz hastalıktan ve vahşetten kırılırken beni oradan aldı. Sonrasını zaten biliyorsunuz. Niye anlattım bunları? Elion'un da dediği gibi, bu boyutun yok olmasını sağlayabilecek tek insan Kutay. Eğer Kutay bir şekilde orijinal boyuta dönmeyi başarırsa bu boyut yok olacak."

Hepiniz söylenenleri anlamlandırmaya çalışıyorsunuz. Barış ise sözlerine devam ediyor. "Ben zaten başından beri orijinal boyuta dönmek gibi bir amaç gütmedim, böyle bir şeyi istemiyorum, bunun hiçbir anlamı olduğunu da düşünmüyorum. Thomas sizi Hollywood filmi gibi bir senaryoya inandırmış, ki Hollywood filmi ne onu da bilmiyorsunuz kusura bakmayın, ben Kutay ile her şeyin eskisi gibi olduğu ve gökküşaklarının havayı kapladığı, kuşların cıvıl cıvıl öttüğü bir geleceğe inanmıyorum. Kutay artık geri döndürülemez bir kibir, ego, narsizm, ne dersen de, bunların hepsine ziyadesiyle sahip olan ve bu doğrultuda insanlığını kaybetmiş, artık hiçbir his beslemediğim bir insan müsveddesi, insan diyebilirsek o da. Zaten bu adamın da merak ve şanlı evrim mastürbasyonunu düşünecek olursak gidip de orijinal boyuta dönüp hiçbir şey olmamış gibi yaşamak gibi bir amacı olmayacağını anlayabiliriz. Benim de amacım bu değil. Amacım..." Barış tüm ciddiyetiyle gözlerinizin içine bakıyor ve konuşuyor. "Kutay'ı öldürmek, kendimi ise etkisiz hale getirmek." Odayı bir sessizlik kaplıyor, Elion'a ve Bok'a bakıyorsunuz, ikisi de ilk defa kuşkularından az da olsa arınmış gibi görünüyorlar. "Dünyaya mı, gezegenlere mi, evrene mi dersiniz bilmiyorum. Bence bu sisteme verebileceğimiz zararı yeterince verdik. Ama bensiz Kutay'ın ölmesinin mümkün olacağını da düşünmüyorum. Bunu egoizm gibi görebilirsiniz ama EGO öleli çok oluyor, inanın bana. Şu an fiziksel olarak ölmem mümkün değil, bunu bildiğim için Kutay bana ne yaparsa yapsın onun karşısında durabileceğimi biliyorum. Üstüme nükleer bomba da atsa bir şekilde onun karşısında durabileceğimi düşünüyorum. O yüzden o ölene kadar ölmek istemiyorum, intihara meyilli olmama sebebim de bu. Peki diyelim ki o öldü, ben de bir şekilde etkisiz kaldım. Ondan sonra ne olacak?" Hepinize teker teker bakıyor. "İşte orası size kalmış. Umuyorum ki hepiniz o günlere kadar yaşarsınız ve bizim yaptığımız hataları yapmaz, hem kendi halklarınız için, hem de bizim yarattığımız cehenneme mahsur bırakılmış Dünya halkı için barış ortamını sağlar ve bu boyutun huzurlu bir şekilde devam etmesine öncü olursunuz. Ama bunlar benim dileklerim, uygulamak için burada olmak gibi bir niyetim yok."

Barış son olarak Bok'a dönüyor ve "Thomas'a zarar verme eğiliminde olduğunuzu tahmin ediyorum. Sizden iki ricam olacak, yüzüme tükürseniz de yapacağım bir şey yok ama en azından bir şans verirseniz sevinirim. Thomas ile hepinizin önünde konuşma şansı tanır mısınız bana?" diye soruyor. Bok da onay için size bakıyor. O sırada Barış Livei'ye yaklaşıyor ve "Ha bir de..." diyor ve dibine kadar geliyor. "Bir daha karım ve kızıma hakaret etme, olur mu?" Yerdeki silahı alıyor ve Livei'ye uzatıyor. "İstersen bu silahtaki on mermiyi de kafama sıkıp önümüzdeki bir saat beni öldürmeye çalışmakla geçir ama şu yaşananlarda hiçbir payı olmayan iki tane erken yaşta hayatını kaybetmiş masum insandan çıkarma sinirini. Bu ne bu kıtada ölenleri geri getirecek, ne de bir başkasını. İstediğin kadar sivilin ve askerin ölümüyle karşılaştırıp yüzüme tükürebilirsin ama lütfen bu kırıcı sözleri bana indirge." Titreyen elleriyle silahı Livei'nin ellerine tutuşturuyor. Gözlerinden yaşlar akmaya başlıyor.

"Ben kuru ekmek ve suyu bile hak etmeyen bir bok parçası, bir hiçbir şey olabilirim ama... onlar benim her şeyim."

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#62
Silahta daha fazla mermi olsa veya oğlanlar onu durdurmaya çalışmasa daha devam ederdi. O iğrenç yaratığın beynini dağıtıp tekrar sülük gibi birleşmesini izlemekten psikopata bir zevk almıştı. Sanki her vuruşunda içinin yağları eriyordu. Sanki Meinsu ya da Mitga dirilip yanlarına gelecek gibi hissediyordu. Tek yorum yapmayan Elion'du. O da bundan gizlice zevk alıyor olmalıydı. Son kez kendine geldikten sonra arka cebinden bir silah çıkarıp Livei'ye fırlatmıştı. Yüzünde hadsiz bir öfke vardı. "Senin öfke hissetme hakkın yok." dedi Livei buz gibi bir ses tonuyla. Silaha uzanmadı ancak temkinli bir şekilde eline aldı. Herkesin konuşmasını tek tek dinledikten sonra bir yorum yapmamıştı. Mabi, Thomas'ın getirilmesini isteyince Bok buna gönüllü olmuştu ancak Barış denen mahluk yüzünden engellendi.

Barış, Thomas'ın söylediği şeyin yalan olduğunu iddia ediyordu. Sürekli birilerinin birilerini yalanmasından bıkmıştı. Elion ona "sayın orospu çocuğu" diye seslenince kendini tutamayarak kıkırdadı. Sadede gelmesi istendiğinde ayağa kalkarak planının esasen ne olduğunu anlatmaya başladı. Söylediği onca şeyden çıkarılacak özet şuydu ki Barış kendi zaman dilimine geri dönemiyordu. Geri dönebilse evet, elbette diğer boyutlar yok olacaktı. Bunu tek yapabilen kişi o boyutu oluşturan kişiydi. Yani Bay Zengin, içlerinde bulundukları boyutu yok etme gücü olan tek kişiydi. Ve bu odadaki herkes biliyordu ki onun böyle bir arzusu ya da meyili yoktu. Kendi yarattığı ve resmen tanrısı olduğu bir boyutu terk edip neden eski boyutuna dönmek istesindi? En azından son çare olmadığı müddetçe bu yola başvurmazdı. O sebeple boyutları güvende sayılırdı, şimdilik. Barış gerçek amacının Kutay'ı öldürmek ve kendisini de etkisiz hale getirmek olduğunu söylemişti.

Barış sözlerini bitirirken son olarak Thomas ile bir kez konuşmak ve meseleyi netliğe kavuşturmak istediğini belirtmişti. Sonra kendisine dönerek bir daha karısına ve kızına hakaret etmemesini, yalnızca kendisine hakaret etmesini istemişti. Sanki Livei onlardan nefret ettiği için hakaret ediyormuş gibi! Amacı onun duygularını incitmekti, o yüzden bu isteği oldukça saçmaydı. "Ölüp senden kurtuldukları için şanslılar." Sesinde ona karşı empati ve sevgiden kırıntı bile yoktu. "Hala bize planının tam olarak ne olduğunu anlatmadın. Sürekli ikinci ağızlardan bir şey duyup duruyoruz. Madem sen ölemiyorsun Kutay'ın ölebildiği ne malum? Onu nasıl öldüreceksin? Kendini nasıl etkisiz hale getirmeyi planlıyorsun? Her şeyi detaylı anlatman gerekiyor." Thomas konusunda ise karşı görüşte değildi. "Thomas bir şansı hak ediyor bence. Konuşmalarına bir itirazım yok. Ama bizim kontrolümüzde olacak. Onu alıp kaçmasına izin veremeyiz."
Image
► Show Spoiler

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#63
Barış’ın bu kadar ölüp tekrardan dirilmesi, gerçekten mide bulandırıcı bir görüntü haline gelmeye başlıyordu. Livei, neredeyse kontrolden çıkmış gibi hareket ediyordu ve bu daha korkutucuydu. Ancak onu suçlamak mümkün değildi, bir canavar olarak doğulmazdı, bir canavara dönüştürülürdü. Burada suçlanması gereken kişi, sürekli sürekli ölüp dirilen Barış’tı. Herkes ağız birliğiyle bu eylemin artık bitmesi gerektiği yönünde konuşurken, Barış bir silah daha fırlatmıştı. Bu kadar silahı nereden çıkarıyordu bu Dünyalılar artık anlam veremiyordum. Gerçekten, bunu anlamakta çok zorlanıyordum. Thomas da böyleydi, sürekli orasından burasından silahlar çıkarıyor ve günü kurtarıyordu. Acaba, bunlar insan diyoruz ama, vücutlarında başka bir mekanizma mı vardı? Artık her şeye inanabilirdim Dünyayılar tarafında, bana dönüp “Ya bizim vücudumuzda kan akmıyor, kurşun dolaşıyor lazım oldukça ekliyoruz cephaneye” dese, ona da sorgusuz inanırım. Duyduklarım ve gördüklerimin yanında bu sadece sahilde kum tanesi gibi kalıyor.

Barış ve Elion arasında başlayan minik konuşma ile, Barış yine kendisine iftira atıldığını söylüyordu. Dünyalıların en sevdiğim laflarından birisi olmaya başladı bu. Bana iftira atıldı, planımı çarptırıyorlar, ben böyle bir şey söylemedim, bla bla bla. Yine bir evren teorisi anlatımı başlamıştı, zihnimin hayal etmeye çalıştığı ancak hiçbirini hayal edemediği o konuşmalar. Kendini aklamak için başladığı bu konuşmayı bir türlü hayal edemiyor, aklıma sığdıramıyordum. Barış’ın teorisine göre, başta evrenin kurallarıyla oynaması sebebiyle bu tanrı rolü diyebileceğimiz durumlar başlamış. Var olmaması gereken bir boyuta gidip benliğini sürdürmesi ve geri dönmesiyle birlikte hepsinin yok olması, bu zincirlemeyi başlatmış olmalıydı. Yok olmalarının tek sebebi ise, boyutlararası yolculuk yapmış olmasıydı.

İşin daha kötüsü, şuan içinde bulunduğumuz boyutu kapatabilecek tek kişinin Kutay olmasıydı. Bu boyuta Kutay tarafından zorla getirilmişti ve kendisi bu boyutu açan kişi değildi. Ancak Thomas buraya gelebildiyse, Thomas’ın orijinal olduğundan emin gibiydi. Yani burası orijinal boyut olabilirdi, tabi bu bir ihtimaldi sadece. Bu boyutun yok olmasını sağlayabilecek tek kişinin Kutay olması, işlerimizi çok daha zor bir hale getiriyordu ancak gerçekten burası orijinal miydi, ondan da emin değildim. Derin bir nefes alıp, düşünmeye çalışmak için parmaklarımla alnımı ovmaya başladım. Bir şekilde, bu yaşanan şeylerin hiçbirini kafamda oturtamıyordum, ne yapmam gerektiğimi bilemiyordum, tek bildiğim şey elimde büyük bir öfke ve kalp kırıklığı vardı. Bunca zaman kullanılmış olduğunun farkına vardığında, işler çok değişiyordu.

Barış, başından beri orijinal boyuta dönmek istememiş, hiçbir anlamı da yokmuş, öyle söylüyordu. Thomas’ın anlattığı şeyin bir film senaryosu olduğunu da ekliyordu. Emin değildim. Bunca şeyin ardında, Barış’ın isteğinin Kutay’ı öldürmek olması ufak bir kahkaha attırmıştı bana. Kutay’ın ölmesi ayrı konu, kendisini de etkisiz hale getirecekti. Thomas’a zarar verme eğiliminde olduğumu fark etmişti, bu yüzden onunla konuşmak istiyordu ancak bu çok tehlikeli bir senaryoydu. Diğer isteği ise karısına ve kızına hakaret edilmemesiydi. Tabi, Livei bu duygusal konuşmaya karşı sakin bir şekilde cevap vermişti ve sert bir cevaptı bu. Hak ediyor muydu, hak ediyordu. Sonrasında, en mantıklı soruları peş peşe sıralamıştı Livei. Thomas konusunda ise, ben bir şansı hak ettiğini düşünmüyordum ancak Barış’ın önüne Livei ile tartışacak kadar salak da değildim. Bunlar bizim vereceğimiz kararlar, bizim yapacağımız tartışmalardı, bir Dünyalının önünde tartışamazdım.

“Aralarına bir bariyer gibi bir şey koyalım, hatta gözlerini kapatalım derim. İletişimleri sadece sesli olsun, başka bir şey olmasın. Riske atmaya gerek olduğunu düşünmüyorum.”
► Show Spoiler
Image
GERIR BIREJ
Image
Image
image

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#64
Şapkalı ikinizin de gözlerinin içine bakıyor ve "Şartların nasıl olmasını istiyorsanız öyle olsun, ben her şeye okeyim. Sadece bir konuda merakımı gidermek istiyorum. Thomas gerçekten bile isteye benimle ilgili yalan mı söylüyor, yoksa işin içinde başka bir durum mu var? Yani..." diyor ve bir süre duraksadıktan sonra "Ona gerçek adıyla hitap etmemek bile çok komik geliyor bana ya. Ama neyse, aklımdaki düşünce Kutay'ın ona bir şeyler yapmış olma ihtimali, belki benim ileride bir tehdit olabileceğimi öngörüp ona bazı olayları farklı aktarmıştır. Belki onu manipüle etmiş ya da anılarını değiştirmenin bir yolunu bulmuştur. Kutay'la uzun bir süre boyunca burada kaldım ama bazı şeyleri ne kadar geç öğrendiğimi düşünürsek benden nasıl teknolojiler sakladığını merak ediyorum. Kutay'ı nasıl yeneceksin, kendini nasıl etkisiz hale getireceksin diye soruyorsunuz. Size kesin bir yöntem söyleyemem ama bu konuda da belli teorilerim var. Her şey boşuna olabilir ama alternatif senaryo Ingenium gezegeninin baştan sona Dünya insanlarıyla donatılıp sizin ikinci plana atılmanız, hatta geldiğimiz noktada öldürülmeniz. O yüzden pes etmek benim için kabul edilebilir bir senaryo değil." diyerek sözünü bitiriyor. Hemen ardından gözlerini Livei'ye çeviriyor ve tekrar konuşmaya başlıyor.

"Kutay'ın ölebildiğini tahmin ediyorum çünkü daha önce bu konuda konuştuk ve bana yaptığı deneyleri kendisine asla yapmayacağını, ölümlülüğün ona hala insan olduğunu hissettiren tek şey olduğunu söylemişti. Kutay geldiği noktada öldürülmesi bir hayli zor bir insan, bu bir gerçek. Ama ölümsüz değil, olmamalı. Bu konuda yalan söylemez diye düşünüyorum en azından, içimdeki his bana bunu söylüyor. Kanıtlayabilir miyim? Hayır. Hep birlikte bunu göreceğiz. Ama dediğim gibi, alternatifinde herkes ölüyor. Çok tartışmaya açıkmış gibi hissetmiyorum." Sonrasında bir süre düşünüyor ve kendisiyle ilgili sorulan soruyu cevaplıyor. "Buna siz karar vereceksiniz. Benim gibi bir insanı etkisiz hale getirmenin birçok farklı yolu olabilir. Beni uzaya yollayabilirsiniz, evren boyunca süzülürüm ve hiçbir şeye etki edemez halde kalırım. Beni tutuklayabilir ve hapiste tutabilirsiniz, elbette bu sizin gözünüzden bir risk olur ışınlanabildiğim için, ama en azından size o saatten sonra bir şey yapmayacağımın sözünü verebilirim. Yani çok komik olacak ama mideniz yeterse beni liğme liğme edip parçalarımı çok uzun süre boyunca birleşemeyecek kadar uzağa gönderebilirsiniz. Bunu ciddi ciddi konuşuyor olmak bile inanılmaz bir durum ama evet, bir gün yaşanma ihtimali olan şeyler bunlar. Şimdiden düşünmeye başlayın yani."

Bok Livei'nin yanına geliyor ve "Bu herifi Thomas ile konuşturacaksak gidip getirmem lazım. Ama öncesinde..." derken Barış ayağa kalkıyor ve "Tamam, ben iki dakika çıkıyorum odadan. Otomat vardı, gidip bir içecek falan alayım. Bir şey isteyen var mı?" diye soruyor. Bir süre sessizlik olduktan sonra Mavi tereddütlü bir şekilde "Kola varsa alırım aslında ya." diyor ve elini cebine uzatıyor. Barış ise eliyle Mavi'ye işaret ediyor ve "Kola, tamam, başka?" derken bir yandan da Mavi'ye bakıp "Abi ben hallederim parayı siktir et." diyor. Mavi ise "Yok ben vereyim." derken Barış "Rica ediyorum abi ben hallediyorum. Başka?" diye soruyor. Bok bir şey istemiyor, sonunda Elion ise "Su alayım." diyor kısaca. Herkesin siparişini aldıktan sonra Barış "Tamam, Huld da dışarıdaydı gönderirim şimdi içeri." diyor ve odadan çıkıyor. Birkaç saniye sonra Huld geliyor, yorum yapmadan yatağa oturuyor. Bok ise "Friks, Hera, Hae, Faell, Garo falan hep dağdalar. Pisan, Thrao, Frip ve Shisha da Aisi'lerin orada. Kim bilir ne yaptılar. Onlara da haber verelim mi yoksa şimdiden şu durumu bir analiz edip tartışalım mı?" diye soruyor. Max ise "Herkes olsa iyi olur ama siz bilirsiniz." diye cevap veriyor. Konuşmayı kim başlatacak diye birbirinize bakıyorsunuz.
Off Topic
INGENIUM'a uzun bir aranın ardından geri dönüyoruz. Konunun yeni pasiflik süresi 7 gündür.

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#65
Şapkalı şartlarla ilgili bir itirazda bulunmamıştı sanki böyle bir hakkı varmış gibi. Thomas ile ilgili kafası karışıktı. Onun kendisiyle ilgili olarak bile isteye kötü konuşmasını normal bulmuyor, Bay Zengin tarafından manipüle edilmiş olabileceğini söylüyordu. Livei gözlerini devirdi. Bu adamın konuşmasına, ses tonuna hatta ses tellerinin titreşmesine dahi katlanamıyordu. Kutay'ı öldürme noktasında ise yine net bir şeyler söylememişti. Sürekli aynı şeyleri tekrar ediyordu. Diğer seçenekleri geri kalan herkesin ölmesi olduğu için onun seçiminin denenmesi gerektiği konusunda ısrarcı ve buyurgandı. "Belki senin yöntemin o kadar iğrenç ki biz ölmeyi tercih edeceğiz, nereden biliyorsun?" Şapkalı'nın işe yarayacağına yüzde yüz emin olduğu bir planı yoktu ve bu her halinden belli oluyordu. Kutay'ın öldürülebilirliği konusunda ise onun zamanında söylemiş olduğu tek bir cümleye inanıyordu. Zamanında ona ölümlülüğünün onu insan hissettiren tek şey olduğunu söylemiş, yalan söylediğini düşünmüyormuş... "O bunu dediğinden beri köprünün altından ne sular aktı kim bilir? Belki hırsla kendini ölümsüzden de beter hale getirmiştir." Şapkalı'nın hiçbir konuda net bir bilgi sunmaması sinirlerinin daha da gerilmesine sebep oluyordu. En azından kendi ölümü için zihninde birkaç farklı senaryo vardı ve hepsi de Livei'ye leziz geldiği için bunun güzel hayalleri bir nebze de olsa içini ferahlattı.

Bok yanına gelerek Thomas'ı getirebileceğini söylemiş ve tam cümlesine öncesinde yapılması gereken bir şey ekleyecekken Şapkalı kalkıp içecek bir şeyler alacağını söylemişti. Sonra da Mavi ile aralarında kim ne içmek istiyor, parasını kim ödeyecek üzerine saçma sapan bir muhabbet dönmüştü. Şapkalı tek tek herkesin siparişini almaya başlamıştı. Livei gözlerini devirdi. "ANANIN AM SUYU!" diye öfkeyle kendi siparişini söyledi arkasından şarjörü boşalmış silahı kabzası yönüyle fırlatırken. Odadan çıkarken duvara çarpıp tok bir ses çıkartmıştı. "Bunun getirdiği içecekleri kapağı açıksa filan içmeyin sakın." diye odadakileri uyardı arkasından. Bok lafına devam ederek ekibin geri kalanı toparlama fikri sunmuştu. "İyi olur. Herkes gelsin, fikir danışalım. Bu bizim meselemiz." diye onayladı fikri destekleyen Max'i.
Image
► Show Spoiler

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#66
Şapkalı, şartlarımızın ne olduğuna itiraz etmeyip, bize uyum sağlayacağını söylüyordu. Zaten pek fazla bir şansı da yoktu, olmadığı gibi şartlarımızı kabul etmesine bile bir güven bağlayamıyordum. Zira yapılan hareketler, edilen cümleler ve şimdiye kadar yaşanmış her şey bende büyük bir güven sorunu yaratmıştı. Hala Thomas’ın yalancılığından bahsediyordu, bense ilk başta şunu merak ediyordum, gerçekten yalan söyleyen hangisiydi? Hangisine nasıl güvenecektik? Bu da ikinci sorum oluyordu. Thomas bunca zamandır yanımızda olduğu için sonunda illaki doğruyu konuşur mu demeliydik, yoksa bunca zamandır bize yalan söylediği için ona güvenmemeli miydik? Sorular artık beynimi tırmalıyordu. Bu kadar fazla soru sormak istemiyordum, üstelik bu sorduğum soruların hepsi de genellikle ya cevapsız kalıyor ya da üstüne yeni bir soru ekleniyordu. Bu döngü gerçekten canımı sıkmaya başlamıştı. Kötü bir son olacaksa bile gerçekleri duymak istiyordum. Belirsizliğin içinde kalmak istemiyordum, net bir cevap duymak istiyordum, iyi veya kötü, tek isteğim net cevapları duymaktı. Yok olacağımızı mı söyleyecekler? En azından söylemelerini ve net olmalarını istiyorum. Bir evreni silip başa mı saracaklar? Hepsi tek bir ağızdan doğruyu söylesin. Tek isteğim bu.

Barış, Kutay’ın ona bir şeyler yapmış olabileceği ihtimalini ortaya attığında derin bir nefes alıp verdim. Görüyorsunuz değil mi? Az önce sorularımın artmamasından bahsediyordum ve şimdi yeni sorular ortaya çıkıyordu. Daha bir dakika önce sorduğum hiçbir sorunun yanıtını alamadığım gibi, yeni sorularla mücadele etmek zorunda kalacaktık. Sanırım akıl sağlığımı biraz bile olsa korumak adına, bu sorularımı zihnimin arka planına atmam gerekecek. Hatta, yeni gelen soruları bile arka plana atmak en mantıklısı olacak gibi duruyor. Belki de hiçbir soru sormamalıyım, sadece önüme çıkan yola devam etmeliyim, bu yol bana ne verirse onu almalıyım, daha fazlasını istememeliyim. Aklımın bile erişemediği düzeyde teknolojilerle donatılmış bu adamlara karşılık onlar ne diyorsa onu kabullenmek ve daha fazlasını sorgulamamak, bu savaşı kazanabilmek için yeterli iradeyi verecektir belki. Bir noktada, hatamın bu olabileceğini de düşünüyorum. Bir sürü soru ve belirsizlik içerisinde irademin güvenliğini sağlayamıyorum.

Barış’ın devam eden sözleri, Kutay’ın ölebileceği yönünde bir tahminiyle devam ediyordu. Eğer Kutay ölebilecekse bu bizim için en iyi senaryoydu. Öldürülmesi zor olsa bile, ölümsüz olmadığını öğrenmek güzel geliyordu ancak yine de mutlu olmamalıydım. Zira birkaç dakika sonra birisi gelip bunun tam tersini söyleyerek tüm irademi yok edebilirdi. Bu yüzden, sakince dinlemeye devam ettim. Kendisini nasıl etkisiz hale getirebileceğimiz yönünde birkaç teori ortaya attıktan sonra, Bok Thomas’ı gidip getirmesi gerektiğini söylüyordu, ancak cümlesine devam etmeden önce Barış ayağa kalkmış ve odadan çıkmıştı. Onun sorusuna karşılık vermedim. Bok, herkese haber vermeyi düşünürken Max de bu fikre katılmıştı. Livei’nin onayının ardından, sessiz bir şekilde köşede kollarımı göğsüme kavuşturarak beklemeye başladım. Bu işin nereye gideceğini düşünürken, irademi toplamam gerekiyordu. Gerçekten, bu iradeyi toparlamak zorundaydım.
► Show Spoiler
Image
GERIR BIREJ
Image
Image
image

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#67
Bok, onayınız geldikten sonra saatinden teker teker herkese ulaşmaya başlıyor. Bir süre boyunca insanlara sesli mesajlar yolluyor. İlk dönüş Thrao tarafından oluyor. Bok "Thrao şimdi mesaj attı. Pisan ve Frip nasıl doğru görüyorlarsa öyle yapsınlar demiş. Shisha bize doğru yola çıkmış. Thrao da bize güvendiğini, sadece ikilinin birbirine zarar veremeyeceği bir ortam olması için elimizden geleni yapmamız gerektiğini söylüyor." diyor. Hemen ardından bir bildirim daha geliyor. Bok bildirime bakıyor ve "Friks geliyoruz yazdı şu an." diyor. O sırada Shisha odaya giriyor. Gülümsüyor, tam bir sigara yakacakken ekipten birkaç kişiye bakıp sigara kutusunu tekrar cebine koyuyor, sonra da "Bir anda ödünüzü koparmamak için yan odaya ışınlandım. Şapkalı bir sürü içecek taşıyordu. Adam bize mi çalışmaya başladı?" diye soruyor. Bok ise "Dedik bizi ikna edeceksen uğraşman lazım, maaşa bağladık." diye cevap veriyor. Shisha gülüyor ve yavaş yavaş ciddileşip "Abi bu Thomas buluşma işini burada yapmayalım. Karargaha gidelim, tüm yardımcı ekiplere haber verelim tetikte olsunlar, olası bir saldırıda çullanalım üstüne." diyor. Bok ise "Yüz kişi üstüne çullansak da adam ölmüyor. Sana attığım sesli mesajda dedim ya." diye cevap veriyor. Shisha yatağın kenarına oturuyor ve "Aynen ama en azından etkisiz hale getirip tekrar birleşene kadar zaman kazanabiliriz. Öyle işliyor anladığım kadarıyla. Tetikte olalım yani. Aslında Pisan'ı alacaktık buraya ne güzel korku malzemesi olurdu." diyor ve arkaya doğru yaslanıyor. Bok ise "Eee siz naptınız peki?" diye soruyor. Shisha ise "Aisi'lerle diplomatik bir antlaşma imzalandı, kendi başlarına buldukları, Max'lere açıklamadıkları bazı Dünya bazlı teknolojiler var, kod hatası oldu da mı buldular yoksa bir şekilde çaldılar mı bilmiyoruz ama en azından artık bize de gösterecekler. Pisan'lar bir haftaya falan açıklayacaklar halka. Ne olduğunu da biz şu işler bitince görürüz. Umarım harbi işimize yarayacak bir şeydir de boşuna uğraşmamışızdır. Götümden terler akıyor iki saattir diplomatik konuşma yapıyorum. Dusha'yı alırken bu kadar diploması yapmadık amına koyayım." diye açıklıyor.

O anda Friks, Hera ve Hae bir anda odanın ortasında beliriyor. Mavi ve Shisha yerinden zıplıyor. Shisha gülüyor ve "Bak işte ben bunu bilerek yapmadım." diyor. Friks nefes nefese bir şekilde yere oturuyor, sonra da ekibe dönüp "Herkes iyi mi?" diye soruyor. Herkes hep bir ağızdan evet derken Hera "Faell ve Garo dağda kalacaklar bir süre, araştırmalara devam edecekler. Zaten pek kayda değer bir şey bulabildiğimizi söyleyemem. Birkaç dosyaya ulaştık ama hep bilmediğimiz kodlama sistemleri kullanılmış. İngilizce falan da değil." diyor. Max ise "Biz yine de onları karargaha götürüp bir bakalım ya, belki benim bildiğim bir kodlama yöntemidir." diyerek konuya dahil oluyor. Hera ise başıyla onaylıyor ve sözü Friks'e bırakıyorlar. Friks biraz soluklandıktan sonra ayağa kalkıyor ve "Thomas bugüne kadar burada bulunan bazı insanların aksine çok daha az şüpheli davranışta bulundu ve konu bizi korumaya gelince hep önlerde yer alıp bizi kolladı. Gerçek kimliğini saklamak dışında da bir bok yapmadı zaten. Ayrıldığımızdan beri derinlemesine düşünüyorum. Eğer o ikisini buluşturacaksak Thomas'a çift taraflı bir sorgudaymış gibi davranmamalıyız amına koyayım. Karşısında zaten orospu çocuğu olduğunu bildiğimiz bir adam var ve yalan söylemeye meyilli olduğunun da farkındayız. Amacımız Thomas'ı aklamak olmalı, aklayamazsak ve suçlu çıkarsa o zaman ne düşünüp nasıl hareket edeceğimize bakarız. Ama önyargısı olan varsa lütfen bir kenara siktir etsin ve şimdilik Thomas'ın arkasını kollamaya odaklansın. Bunu en çok da senin için söylüyorum." diyor ve son anda Mabi'ye dönüyor. Bok ise derin bir nefes alıyor ve "Katılıyorum. Ne diyeyim? Haklısın." diyor kısaca. Mavi de "Senin manitayla karşılaştık bu arada. Çok özlemiş seni" diyor ve Friks bir anda ona dönüp "Noluyor lan ne alaka?!" diye bağırıyor. Mavi ise gülmeye başlıyor ve "Şaka şaka." diyor. Friks utanıyor ve "Şimdi sırası mı amına koyim ya..." deyip eliyle yüzünü kapatıyor.

O sırada Şapkalı içeri giriyor, elindeki içecekleri teker teker masaya koyarken bir yandan da "Abi daha gelecek adam varsa önden söyleseydiniz de ona göre alsaydım ya..." diyor. Görünüşe göre içecek istemeyenlere bile bir şeyler almış. Livei'ye doğru yürüyor ve ona bir sıfır şekerli vişneli kola uzatıyor. Sonra da "Yani annemin am suyunu bulamadım ama muhtemelen tadı buna benziyordur, al." diyor. Bok istemsizce kıkırdıyor. Sonra Mabi'ye dönüyor ve bir Gengzjots birası uzatıyor. "Buyur." diyor. Sonra da Bok'a dönüyor ve "Eee, napıyoruz?" diye soruyor. Bok ise "Birazdan seni bir yere ışınlayacağız, ama önce saatini bana ver." diyor. Barış ise "Saatim olmadan da ışınlanabiliyorum ama ben." diye cevap veriyor. Bok ise "Evet ama en azından koordinatları göremezsin." diye cevap veriyor. Barış hemen saatini çıkarıyor ve Bok'a teslim ediyor. Bok, Barış'ın omzuna dokunuyor, diğerlerine ise "Tutunun bana." diyor. Herkes tutunuyor ve bir anda kapkaranlık bir odaya ışınlanıyorsunuz. Bok odanın ışığını açınca toplantı odasında olduğunuzu fark ediyorsunuz. Max hemen gidiyor ve dijital sistemleri kapatıyor. Shisha ve Huld, bir yandan bira içiyorlar, bir yandan da binadaki diğer çalışanlarla konuşuyorlar. Friks ve Mavi de saatlerinden birkaç farklı kişiye arama yapıyor. Herkes belirli önlemler alırken Bok da saatine bakıyor ve "Ben gidip Thomas'ı getireceğim. Siz Barış'ı tutun." diyor. Barış ise toplantı odasındaki sandalyelerden birine oturuyor ve "Tutun beni." diyor. Barış, Livei ve Mabi'ye bakıyor ve "İki dakika otursanıza." diyor. İkili oturunca Barış "Hazır millet başka şeylerle uğraşıyor, siz ikinize birkaç sorum olacak. Cevaplayıp cevaplamamak size kalmış ama merak ettiğim bazı şeyler var." diyor. İlk sorusunu soruyor. "Size belli bir süre sonra konuştuğunuz şapkalı adamın ben olmadığını söylemiştim. Kendisinden gördüğünüz ve bana anlatmadığınız herhangi bir davranış var mı? Hala size yeterince inandırıcı geldiğimi düşünmüyorum, en azından bana onunla karşılaştığınızda neler yaşadığınızı anlatırsanız size neden ben olamayacağımı daha iyi kanıtlayabilirim gibi hissediyorum." Hemen ardından ikinci sorusunu soruyor. "Biz Kutay'la İkinci Kıta üzerinden gözlemlerimizi yaparken zamanında bu kıtada uzun bir süre kalan insanların yeni güçler elde ettiğine dair bulgular tespit etmiştik. Aranızdan herhangi birinde bununla ilgili bir şey oldu mu? Kendinizde değişiklikler gözlemliyor musunuz?" Son olarak da üçüncü sorusunu soruyor. "Eğer masum olduğumu kanıtlarsam ya da en azından günün sonunda benimle çalışmayı kabul ederseniz, sizden Kutay'ı yok edene kadar biraz da olsa anlayış görme şansım var mı? Mesela her konuştuğumda küfürü basmasanız hayat sizin için de biraz daha kolaylaşır diye düşünüyorum."

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#68
Bok sırayla herkesi tek tek aramaya başlamıştı. Kısa süre sonra da hemen herkesten dönüşler gelmişti. Thrao, Pisan ve Frip karar vermeyi onlara bırakırken diğerleri bizzat ortamda yer almayı tercih etmiş ve geleceklerini bildirmişti. İlk gelen kişi Shisha olmuştu. Bok ile aralarında şakalaşarak durumu analiz etmişlerdi. Thomas ile buluşması için karargaha gitmeleri gerektiğini öne sürmüştü Shisha. Ne yaptıkları sorulunca da diplomasi ile uğraştıklarını, Dünya'ya ait birtakım teknolojilerin Aisilerde olduğunu ve bunların işe yarar olmasını umduğunu söylemişti. Bu muhabbet bitince Friks, Hera ve Hae de odaya ışınlanmışlardı. Ne yaptıklarından kısaca bahsettikten sonra Friks lafa girerek bunca zamandır onların tarafında olup onları desteklediği için Thomas'ı aklamaya çalışmaları gerektiğini öne sürmüştü. "Arkamızdan ne iş çevirdiğini bilmiyoruz. Planladığımız her şey suya düştü, kıtamızı ve evimiz dediğimiz tek yeri kaybettik. Thomas'ın her şeyi gidip Zengin'e anlatmadığı ne malum? Kimseye güvenemeyiz." diye kestirip attı Livei. Bu konudaki duruşu bundan böyle katı olacaktı. Artık güveni ve şefkati kazanılması gereken bir şeydi, bedava dağıtmak yoktu. Düştüğü şüpheyi suistimal etmelerine izin vermek yoktu.

Bu esnada Şapkalı elinde bir dolu içecekle içeri girmişti. Kendisine doğru da bir kutu kota ile yaklaştığını fark edince Livei tiksinerek geri çekildi hafifçe. Aklınca bir şaka yapmış ve vişneli diyet kolanın anasının am suyuna benzeyebileceğini söylemişti. Livei "seni hadım edecek güce sahibim" diyen öfke dolu ölümcül bakışlarını önce Şapkalı'ya, sonra da bu şakayı komik bulmuş Bok'a çevirdi. Ardından kutu kolayı elinin tersiyle odanın bir köşesine fırlatıp attı. Bok ondan saatini talep etmişti gidecekleri bölgenin koordinatlarını göremesin diye. Sonra da odadaki herkesi karargaha ışınlamıştı. Toplantı odasındaydılar. Bok Thomas'ı almaya giderken herkes dört bir yana dağılmış ve Şapkalı'nın olası kaçış ihtimallerini engellemek için harekete geçmişti. Shisha ve Huld hariç. O ikisi boş yapmakla meşguldü. Livei kollarını göğsünde birleştirip Bok'u beklerken Şapkalı'nın kendisine dönüp oturmalarını rica etmesi üzerine kaşlarını çattı. Ve oturmadı. Hangi güç onu oturtuyordu? Şapkalı'nın kişisel ricasını yerine getirecek değildi. Omzunu silkmekle yetindi. Şapkalı dönüp hala onlara soru sorma, sorgulama, uzun uzun konuşma cesareti buluyordu. Livei onun titreşen ses tellerinin çıkardığı ses tonundan bile nefret ediyordu. Kendilerine yöneltilen soruları büyük bir sabırla dinledikten sonra "Çenen kapalıyken daha sempatik görünüyorsun." demekle yetindi oldukça soğuk bir ses tonuyla. Şu vaziyette bile hala onlardan bilgi koparmaya çalıştığı ve onları manipüle etmeye çalıştığı için kendisinden utanmalıydı. Livei onun ağzından çıkan kelimelerin tek bir tanesine bile inanmıyordu, en azından kendini kanıtlayana kadar. Boşa nefes tüketmeye gerek yoktu. Hızla arkasını dönerek Elion'un yanına gitti ve onunla takılmaya karar verdi. Şapkalı kendisiyle bir kez daha muhatap olmaya cüret ederse onun o buyurgan ve kibirli pis dilini kesecek ve köpeklere yedirecekti.
Image
► Show Spoiler

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#69
Bok, sesli mesajlar ile insanlara ulaşmaya başlamıştı. İlk ulaşan kişinin Thrao olduğunu söylüyordu, Pisan ve canım karım nasıl doğru gördüysek öyle ilerlememizi uygun bulmuşlardı. Canım karım, bana güveni tamdı. Thrao ise sadece Thomas ve Barış’ın birbirine zarar vermeyeceği bir ortam kurmamızı istiyordu. Bizim de en başta niyetimiz bu şekildeydi zaten. Hem birbirlerine zarar vermelerini engellemek, hem de ani bir birlik kurmalarını engellemek. Belki küçük bir ihtimal olarak bile değerlendirebilirdik, ancak bir anda konuşup birlik olabilirlerdi. Bu da bizim için hiç iyi bir sonuç olmazdı. Shisha, olası bir saldırı ihtimaline karşı bu işi karargahta yapmamızı, yardımcı ekiplere haber verip tetikte tutmamızı istiyordu. Mantıklıydı, adam ölmüyor olabilirdi ama Shisha’nın dediği gibi, onu etkisiz hale getirerek bir süre zaman kazanabilirdik. Bu konudan sonra, Shisha Aisi’lerle diplomatik bir antlaşma imzalandığını, Max’lere açıklamadıkları bazı Dünya teknolojilerini bize de göstereceklerini söylüyordu. Pisan’a bir haftaya açıklayacaklarmış.

Friks, Hera ve Hae bir anda odanın ortasında ortasında belirdiğinde, Faell ve Garo’nun bir süre dağda kalacağını söylüyordu. Araştırmalara devam edeceklerdi. Friks ise biraz soluklandıktan sonra Thomas hakkındaki düşüncelerini açıklamaya başladı. Çift taraflı bir sorgudaymış gibi davranmamak gerektiğini söylüyordu. Thomas’ı aklamayı amaç edinmeyi, aklayamazsak nasıl hareket edeceğimi düşünmemiz gerektiğini söylüyordu. Önyargılarımızı bir kenara bırakmamızı ve Thomas’ı kollamamızı söylüyordu. Son anda bana dönmesiyle bile gözlerim kısıldı. “Bu bir önyargı değil. Sahte bir gerçekliğin yaşanmış olması. Olayları karıştırma. Thomas diye birinin var olmamış olması ama hala Thomas’ı istemen sence de çok komik değil mi?” diyerek cevap verdim. Bir adamı hala olmadığı biri gibi giydirip, konuşturup, fantezi yapar gibi dostluğa devam mı edeceğiz? İmkanı yok. Onun aklanmasını istiyorum, ancak Thomas diye birinin var olmadığını da biliyorum artık. Bu önyargı değil, gerçek.

Şapkalı içeri geldikten sonra, annesinin am suyunu bulamadığını, ancak tadının buna benzediğini söylüyordu. Bana da bir Gengzjots birası getirmişti. “Bira iyi gider. İyi düşünmüşsün, sağol.” Dedikten sonra büyük bir yudumu mideme yolladım. Bok, Barış’tan saatini aldıktan sonra hepimizi kapkaranlık bir odaya ışınladı. Toplantısı odasındaydık, Max dijital sistemleri kapatmıştı. Bok Thomas’ı götürmeye karar verdiğinde, Barış oturmamızı söylüyordu. Biramı içmeye devam ederken, soru soracağını söylemişti. Konuştuğumuz o şapkalının kendisi olmadığını söylediğini, ondan gördüğümüz ve anlatmadığımız bir davranış var mı diye soruyordu. Böylelikle neler yaşadığımızı anlatırsak, neden kendisinin olamayacağını kanıtlayabileceğini düşünüyordu. Barış, İkinci Kıta üzerinde uzun süre kalan insanların yeni güçler elde ettiğine dair bulgular tespit ettiğini, bizim de böyle değişik güçler kazanıp kazanmadığımızı merak ediyordu.

“Eğer masum olduğunu kanıtlarsan, her şeyi konuşuruz. Önce bunu kanıtlamaya çalış.”
► Show Spoiler
Image
GERIR BIREJ
Image
Image
image

Re: [Mutlak Son] Dağın İçinde

#70
Şapkalı, ikiliye bakıyor ve ellerini havaya kaldırıp "Tamam. Öyle olsun." diyor, anlayışla karşılıyor. O sırada Bok bir anda odanın kapısından giriyor. Hemen arkasından ise uzun bir sürenin ardından Thomas'ın geldiğini görebiliyorsunuz. Thomas herkese teker teker bakıyor ve Şapkalı'yı görünce gözlerini kısıyor. Hemen ardından Mabi'ye dönüyor ve "Herkes burada mı?" diye soruyor. Bok ise "Arkadaşlar." diye sesleniyor herkese yüksek sesle. Ortamda bulunan herkes toplantı masasındaki sandalyelere oturuyor, Thomas bir köşeye, Şapkalı da tam tersine yerleştiriliyor. Thomas ayağa kalkıyor ve öncelikle gözlerini Mabi'ye çeviriyor. "Karşımda duran adama herhangi bir şeyi kanıtlamaya ihtiyacım yok, ama sana var, Monsieur. Sana gerçek hislerimi açıklamak istiyorum." Mabi ile göz teması kurmaya devam ederken konuşuyor. "Seninle ilk tanıştığımızdan beri gerçekten bana ait olmayan bir ismi kullanıyorum. Bu yanıbaşımda duran ve bana güvenen insanlar için iğrenç bir deneyim, bunun farkındayım ve yaşattığım ihanet hissi için hepinizden özür dilemek istiyorum. Ama bir şeyi vurgulamak istiyorum. Mabi, seninle olan dostluğum sahte bir kimlikten ibaret değildi. Seninle dost olduğum günden beri senin için ölmeye hazırdım, sizinle ilk tanıştığımda size yardım etmek istediğimi, Dünya'ya karşı gelmek istediğimi söylediğimde ciddiydim, bu sahte bir kimliğin bir parçası değildi. Amacım hala bu. Size gerçek ismimi söylemedim, gözlerimin gerçek rengini asla öğrenmediniz, geçmişimdeki günahlarımın bedelini ödetme şansı vermedim size. Ama şunu bilin istiyorum. Siz benim için sadece isimlerinizden ve rollerinizden ibaret değilsiniz. Ben sizi çok ama çok seviyorum. Bu odadaki herkes için ölümü göze alabilirim. Özellikle sen, Monsieur. Sen benim can dostumsun. Senin sayende Thomas ismi benim için artık sadece bir kimlik değil, ben... Thomas'ım. Çünkü böyle kabul gördüm. Ben artık o eski Dünyalı olmak istemiyorum. Ben Thomas'ım ve böyle mutluyum. Thomas olduğum süre içerisinde yaşadığım her şey de öncesinde yaşadıklarım kadar gerçek. Ve sen beni ne kadar itersen it asla yanından ayrılmayacağım."

Şapkalı gülümsüyor ve "Bitti mi acitasyon? Daha bana iftira atma seansın var çünkü." diyor. Thomas ise bir anda kaşlarını çatıp Şapkalı'ya dönüyor. "Ingenium'un hiç yaşanmamış olmasını dileyen adamdan çok cesur sözler duyuyorum." diyor. Şapkalı şaşırıyor ve "Anlamadım?" diye soruyor. Thomas ise sesini yükseltiyor ve "Neyi anlamadın amına koyayım? Şap-" diyor, sonra duraksıyor ve devam ediyor. "Barış. Hatırlıyor musun aynı evde kaldığımız günleri? Günde 6 saat yol gitmeyelim diye kiraladığımız, sonra da borçlardan ötürü parayı denkleştiremeyip evden atılmak için gün saydığımız zamanları. İnsandın o zamanlar. Normal, sıradan bir insan. Sana bu hayatın nesi yetmedi de şu an buradayız? Bana Allah aşkına söyler misin, neden o gün o malikaneye gittiniz amına koyayım?!" Şapkalı sessizce Thomas'ın yüzüne bakıyor. Tam ağzını açacakken Thomas devam ediyor. "Ha bir de tüm bunlar yaşandıktan sonra geliyorsun ve bunların yaşanmamış olmasını sağlayacağını söylüyorsun. İşlediğin günahları böyle mi temizleyeceksin? Peki sana ne olacak günün sonunda? Nasıl yaşayacaksın bununla amına koyayım bu mümkün mü? Kutay'la o çok nefret ettiğiniz monoton hayata döneceksiniz, eee, sonra? Milyonların ölümüne sebep olmuş olacaksın lan. Nasıl avutuyorsun kendini? Hayır, yaşanmamış olacak, aynı şey değil mi diyorsun? Ya Barış..." Thomas'ın gözlerinin yaşarmaya başladığını görüyorsunuz. "Bize nasıl ihanet edersin lan sen? Biz böyle insanlar değildik!"

Şapkalı sessizliği bozmakta zorlanıyor, ama kısık bir sesle konuşmaya başlıyor. "Ben demedim böyle bir şey." Thomas aynı şaşkınlıkla Şapkalı'nın gözlerinin içine bakıyor. Şapkalı tekarılyor. "Demedim ben." Thomas ise masaya vuruyor ve "Ya bu mu senin savunman şu an gerçekten?!" diye soruyor. Şapkalı ise "Bu." diyor. Kısa bir sessizlikten sonra Thomas "Ya abi sen nasıl bir yalancısın da böyle-" derken Şapkalı da ona kükrüyor. "YA SEN NASIL İNANIRSIN BÖYLE BİR ŞEYE? HİÇ Mİ GÜVENMEDİN BANA BUGÜNE KADAR?!" Thomas da ona bağırmaya başlıyor. "GÖZLERİMLE GÖRDÜM KULAKLARIMLA DUYDUM AMINA KOYAYIM İNANMAM İÇİN DAHA NE GEREKİYOR?" Şapkalı ise masaya vuruyor ve "Ya amına kodumun salağı, karşımızda insanların snapshot'unu çıkarabilen bir adam var. Bir kere bile snapshot olabileceğini düşünmedin mi? Ya snapshot'u siktir et sence Kutay istese bir şekilde benim benzerim bir varlığı yapay zekasıyla oluşturamaz mı?" diye soruyor. Thomas ise "Bana sadece gerçek Barış'ın bilebileceği şeyler söyledi." diye cevap veriyor. Şapkalı ise "Neymiş o?" diye soruyor. Thomas "Evimizin içinde bir dolap vardı hatırlarsan. Şifreli. Şifresini söyledi." diye cevap veriyor. Şapkalı yine sinirleniyor ve "Kutay'ın bildiği şifre yani! Adam kaç kere evimize geldi şakasını yaptık lan bunun?!" diye bağırıyor. Thomas ise "Başta bana planını neden anlatmadın?" diye soruyor. Şapkalı "Ne?!" diyor, neyden bahsetiğini anlamamış gibi. Thomas derin bir nefes alıyor ve "Bu boyuta geldiğimde Kutay seni daha getirmemişti. Geldiğin zaman buluşup konuşmuştuk. Orada bana güvenmedin ve planını anlatmadın. Onun da mı snapshot olduğunu iddia ediyorsun?" diye soruyor. Şapkalı ise "Hayır. O gerçek tabii ki." diye cevap veriyor. Thomas "Niye anlatmadın ki bana planını orada?" diye soruyor. Şapkalı ise "Çünkü on beş yıllık dostum olmana rağmen sana planın başını anlatmaya başladığım anda bana deliymişim gibi baktın ve sanki seninle konuşan ben değilmişim de deli profesörün tekiymişim gibi bir tepki aldım. Ben de planı anlatmanın değmeyeceğini düşündüm." diye cevap veriyor. Thomas ise "Ben öyle davrandım, çünkü-" derken Şapkalı "Çünkü gördüklerin ve maruz kaldıklarından sonra herhangi birinin bu sistemi yıkabileceğine ihtimal vermedin. Bunu en iyi sen bilirsin, malum ikimiz de Üçüncü Kıta'nın yok oluşuna sebep olduk." diyor.

Thomas ve Şapkalı sessizce bakışıyorlar. Thomas bir süre gözlerini yere deviriyor ve "Evet, doğru." diyor. Ekibe bakıyor ve "Üçüncü Kıta'nın yok oluşu bizim yanlış kararlarımız ve Kutay'ı kontrol altına alamamamız sonucu yaşandı-" derken Şapkalı "Bizim yüzümüzden yaşandı diyebiliriz bence. Kutay'ı katmaya hiç gerek yok. Bu yükü üstümden atmak istemiyorum." diyerek sözünü kesiyor. Thomas ise bir süre duraksıyor ve "Evet, haklısın." diyor. Şapkalı "Kutay'ın dahi bilmediği bir bilgiye sahip olduğunu duydum. Bunu doğrulamak istiyorum. Ne biliyorsun?" diye soruyor. Thomas ise "Bunu senin olduğun bir ortamda söyleyeceğimi mi düşündün gerçekten?" diye cevap veriyor. Şapkalı masanın etrafından dolaşıyor, herkes dikkatle izliyor. Huld onu durdurmaya gidecekken Bok eliyle Huld'u durduruyor. Şapkalı Thomas ile göz göze geliyor ve "Bana güvenmen için ne yapmam lazım? Ne istiyorsun?" diye soruyor. Thomas ise "Yumruğu suratına yapıştırmak isterdim mesela." diye cevap veriyor. Şapkalı "Bunu yapmak iyi gelecekse yap. Sikimde değil. Ama şunu bil, bahsettiğin planla hiçbir alakam yok. Asıl planımı ekibe anlattım, sana da anlatabilirim. Kutay'ı yok etmek için elimden geleni yapacağım." diyor. Thomas ise "Hala sana inanmıyorum." diyor. O sırada Elion arkadan "Gerçek beni öldürdüğünüz zamanla ilgili de konuşacak mısınız?" diye soruyor. Bir anda Thomas öfkeyle Elion'a dönüyor, Şapkalı ise şaşkınlıkla bakıyor. Şapkalı "Ne diyorsun sen ya?" diye soruyor. Thomas ise "Öyle bir şey olmadı ve bunu sen de biliyorsun." diyor. Elion ise "Siz birlikte mi çalışıyorsunuz?" diye soruyor sakince. Thomas bir anda hızla Elion'a doğru yürümeye başlıyor. Şapkalı "Ya dur bir ya!" diyerek arkasından tutuyor, tuttuğu anda ise Thomas dönüp Şapkalı'ya sert bir yumruk indiriyor. Şapkalı bir anda yere yığılıyor. Öfkeli bir şekilde kalkıyor ve o da Thomas'a bir tane yumruğu yapıştırıyor. Bir anda sertçe kavga etmeye başlıyorlar. Yumruklar havada uçuşurken Bok, Huld ve Friks üstlerine çullanıyor ve ikiliyi ayırıyor. Şapkalı "İyi geldi mi lan şimdi? İnanıyor musun bana?!" diye soruyor. Thomas ise "Amınğa koduğmun jojuğu!" diye bağırıyor.

Elion derin bir nefes alıyor ve "Bunlar yalan söylemiyor." diyor. Herkes bir anda Elion'a bakıyor. "Uydurdum, snapshot falan değilim, bunlar da beni öldürmedi. Kusura bakmayın, bunu test ediyordum o yüzden size de yarım saattir falan bu yalanı söylemiş oldum. Tabii sadece bu kısmı yalan, bana yapılan diğer şeyler gerçek. Neyse, bu piçlerin ikisi de dürüst muhtemelen. Kışkırtmaya geliyorlar ve kendilerini savunmaya geçiş şekilleri çok çocuksu. Arkasında bir düşünce yok, duygusal bakıyorlar tamamen. İkisi de mal, orası ayrı, ama bence dürüstler." Thomas öfkeyle Şapkalı'ya, Şapkalı da öfkeyle Thomas'a bakıyor. Ortam gerilmiş durumda.

Return to “Prui Kabile Bölgesi”

cron