Kısa süre sonra içeriye önce Bok, sonra da Thomas girmişti. Herkesin toplantı masasına geçmesi ile birlikte odadaki gerginlik artmıştı. Thomas bir köşeye, onun karşı tarafına Şapkalı geçmişti. Thomas söze girerken ilk olarak kendilerine, hatta özel olarak Mabi'ye dönmüş ve içini olabildiğince şeffaf bir şekilde dökerek onları çok sevdiğini, onlar için ölümü göze alacağını, gerçek ismi Thomas olmasa bile yanlarında bu şekilde kabul gördüğü için artık Thomas olmak istediğini itiraf etmiş; Mabi onu ne kadar iterse itsin onun yanında yer almaya devam edeceğini söylemişti. Kelimeleri dürüst ve içtendi. Mabi'ye gerçek bir sevgi beslediği aşikardı. "Keşke ilk olarak senden duysaydık her şeyi be Thomas." diye yakındı Livei. Güvenlerini kıran şey de buydu zaten, gerçeği bir anda olaylar ciddileşince Şapkalı denen yüzsüzden duymalarıydı. Thomas onlara itiraf etmeye hiç girişmemiş, tenezzül bile etmemişti. Yine de Livei ona o kadar büyük bir nefret beslemiyordu. Sonuçta aralarında bir yaşanmışlık vardı. Ona kırgındı, güveni kaybolmuştu, tekrar kazanması içini uğraşması gerekecekti ancak ondan nefret edemezdi. Mabi ise yakınlıkları göz önüne alınınca Livei'den çok daha kırgın, küskün, şok içinde olmalıydı.
Thomas sözlerini bitirince Şapkalı yine kendine özgü bilmişliği ve kibri ile lafa girerek Thomas ile dalga geçmişti. İftira atıldığını iddia ediyorsa kendini güzel savunmalıydı. Diyebildiği tek şey Thomas'ın ondan duyduğu lafları kendisinin etmediğiydi. Ne güzel, her problemin açıklaması snapshottu. Thomas'ın kendi elleriyle kurulmasını sağladığı teknoloji! Çok şüpheli bir laf mı ettiniz? Yoo, etmediniz. O aslında snapshotunuzdu. Hadi şimdi herkes el ele versin ve kardeşçe savaş dursun. Livei can sıkkınlığı ile kollarını kavuşturmuş, adeta bir heykel gibi düşüncelerinin içinde otururken dışarıda fırtına kopuyordu. İkili yükselmiş, birbirlerine küfürler ve hakaretler yağdırmaya başlamışlardı. "On beş yıllık arkadaşlık, aralarındaki güven bu kadar. Göz yaşartıcı." dişlerinin arasından ikisiyle kötü kötü alay etmek dışında bir yorum yapmadı. Thomas plan neden ona ilk anlatılmadı diye ağlıyordu, Şapkalı anlaşılmadığını hissettiğini düşünüyordu. Anlaşmaya varabildikleri tek nokta Üçüncü Kıta'ydı. Her ikisi de orada yaşananların sorumluluğunu kabul ediyordu. Yaşanan tek ilginç gelişme Elion'un çıkıp onun gerçek benliğini öldürüşlerini ne zaman konuşacaklarıydı. Livei şaşkın bakışlarını ona çevirdiğinde ikiz dingillerin her ikisi de bunun yaşandığını reddetmişti. Sonra da birbirlerine çıkışarak yumruk yumruğa dövüşmeye başladılar. Erkekler onları tutarak ayırmasaydı suratları parçalanana kadar da devam ederlerdi herhalde. Nihayet Elion onları test ettiğini, snapshot olmadığını açıklayıp her şeyi anlaşılır kılmıştı.
Elion'un vardığı kanıya göre bu kadar kolay kışkırtıldıklarına ve verdikleri çocuksu tepkilere bakılacak olursa ikisi de malın önde gideniydi. He bir de dürüsttüler. "Yeter." Livei sabrının taştığını belli eden buz gibi bakışlarla Neon - Kılıç stili ile ikilinin ortasına, zemine neon kılıcını şak diye saplayarak tek ayağını kılıcın üzerine attı. "Ben Dünyalı ırkçısı olmadan önce..." diye lafa girdi aynı soğukluk ve kayıtsızlıkla. "...bildiğiniz ve bizim bilmediğimiz ne varsa her şeyi, planınızı, tüm detayları ve işleyiş ayrıntıları ile anlatmak için üç dakikanız var." Doğruldu. Saatinden kronometreyi açtı. "Süreniz başladı."
Thomas sözlerini bitirince Şapkalı yine kendine özgü bilmişliği ve kibri ile lafa girerek Thomas ile dalga geçmişti. İftira atıldığını iddia ediyorsa kendini güzel savunmalıydı. Diyebildiği tek şey Thomas'ın ondan duyduğu lafları kendisinin etmediğiydi. Ne güzel, her problemin açıklaması snapshottu. Thomas'ın kendi elleriyle kurulmasını sağladığı teknoloji! Çok şüpheli bir laf mı ettiniz? Yoo, etmediniz. O aslında snapshotunuzdu. Hadi şimdi herkes el ele versin ve kardeşçe savaş dursun. Livei can sıkkınlığı ile kollarını kavuşturmuş, adeta bir heykel gibi düşüncelerinin içinde otururken dışarıda fırtına kopuyordu. İkili yükselmiş, birbirlerine küfürler ve hakaretler yağdırmaya başlamışlardı. "On beş yıllık arkadaşlık, aralarındaki güven bu kadar. Göz yaşartıcı." dişlerinin arasından ikisiyle kötü kötü alay etmek dışında bir yorum yapmadı. Thomas plan neden ona ilk anlatılmadı diye ağlıyordu, Şapkalı anlaşılmadığını hissettiğini düşünüyordu. Anlaşmaya varabildikleri tek nokta Üçüncü Kıta'ydı. Her ikisi de orada yaşananların sorumluluğunu kabul ediyordu. Yaşanan tek ilginç gelişme Elion'un çıkıp onun gerçek benliğini öldürüşlerini ne zaman konuşacaklarıydı. Livei şaşkın bakışlarını ona çevirdiğinde ikiz dingillerin her ikisi de bunun yaşandığını reddetmişti. Sonra da birbirlerine çıkışarak yumruk yumruğa dövüşmeye başladılar. Erkekler onları tutarak ayırmasaydı suratları parçalanana kadar da devam ederlerdi herhalde. Nihayet Elion onları test ettiğini, snapshot olmadığını açıklayıp her şeyi anlaşılır kılmıştı.
Elion'un vardığı kanıya göre bu kadar kolay kışkırtıldıklarına ve verdikleri çocuksu tepkilere bakılacak olursa ikisi de malın önde gideniydi. He bir de dürüsttüler. "Yeter." Livei sabrının taştığını belli eden buz gibi bakışlarla Neon - Kılıç stili ile ikilinin ortasına, zemine neon kılıcını şak diye saplayarak tek ayağını kılıcın üzerine attı. "Ben Dünyalı ırkçısı olmadan önce..." diye lafa girdi aynı soğukluk ve kayıtsızlıkla. "...bildiğiniz ve bizim bilmediğimiz ne varsa her şeyi, planınızı, tüm detayları ve işleyiş ayrıntıları ile anlatmak için üç dakikanız var." Doğruldu. Saatinden kronometreyi açtı. "Süreniz başladı."





